Gizlenen Rapor – Fetullah Gülen

12 Mart yönetimi ile Başbakan Yardımcısı olan Sadi Koçaş, daha önce bilgisi olduğu Fetullah Gülen’in hamisi Yaşar Tunagür dosyasının ve daha bir çok dosyanın Başbakan Nihat Erim ve kendisinden saklandığını öğrendi. Bu dosyayı MİT ve Demirel hükümetinin hasıraltı ettiğini de… Yapabileceği bir şey de yoktu. Çünkü Yaşar Tunagür, Nurcuların güçlü bir isminin olmasının yanında, Demirel’in kardeşi Hacı Ali Demirel’in çok yakın dostu. Karısı Nazmiye hanımın da kiracısıydı. Kiracı dediysek her ay başı kira ödemiyor, evde bedava kalıyordu.

Yaşar Tunagür’ün, Atatürk düşmanı, Kürt Said’in izinden giden bir Nurcu olduğu İçişleri Bakanlığının belgelerine göre kanıtlanmıştı. Tunagür, Dışişleri Bakanlığında yer alan rapora göre de Amerikan “Aramco” şirketinin de arkasında olduğu Suudi Arabistan da kurulan ve amacının tüm dünyaya şeriat devleti kurmak olarak açıklayan Rabıta adlı örgütle ilişkiliydi. Her sene hac bahanesi ile Suudi Arabistan’a giderek bilgi alışverişinde bulunuyordu. Yaşar Tunagür bu raporlara rağmen 1965 yılında Demirel hükümeti tarafından Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığına getiriliyordu.

1970 yılında kurulan komisyon MİT’ten Tunagür, hakkında bilgi istedi. Başbakan Demirel’e bağlı MİT kendilerinde Tunagür ile ilgili belge olmadığını bildirdi. Rapor yine Demirel tarafından uçurulmuştu. Oysa böyle bir rapor vardı ve bu raporda;

Tunagür’ün Nurculuk, Şeriatçılık ve Kürtçülük faaliyetleri tüm açıklığı ile anlatılıyor, Diyanet’te bu amaçla yaptığı kadrolaşmalar detaylarıyla açıklanıyordu. 1972 yılında Cumhuriyet Senatosu tabi üyesi Mehmet Özgüneş ve 14 arkadaşı tarafından Devlet Bakanları ve o günlerde Demirel’in sağ kolu durumundaki Refet Sezgin ve Hüsamettin Atabeyli tarafından görevi kötüye kullandıkları gerekçesiyle açılması istenen soruşturmalarda Gizlenen raporlarda ortaya çıkıyor, Kürtçülerle, Nurcuların işbirliği ve beraberlikleri, ülke ve Silahlı Kuvvetlere olan hasımlıkları belgeleniyordu. Demirel ve ekibince, Fetullah’ın hamisi, en yakın dava arkadaşı Kürtçü ve Nurcu Yaşar Tunagür ve çetesi hakkında gizlenen raporlardan bazı bölümler:

“… İçişleri Bakanlığı 12.08.1965 gün, Emniyet genel Müdürlüğü Şube l-B 12273 14172 ve 78075 sayılı yazılarıyla, İzmir gezici vaizi Yaşar Tunagür’ün Cumhuriyet, Atatürk ilkeleri ve 27 Mayıs aleyhtarlığı yaptığını, milli birlik ve beraberliği bozucu faaliyetler için de bulunduğunu, irticai yaymak için gayretler sarf ettiğini, din istismarı yoluyla bir partinin) seçim propagandalarında direkt ve endirekt rol oynama hazırlığı içinde olduğunu, bazı kimseler vasıtasıyla, kendini halka YÜKSEK MÜHENDİS olarak tanıttığını, Devlet bakanlığına bildirmiştir.

Atatürk düşmanı ve Türk Milletini bölücü faaliyetler içinde olduğu İçişleri Bakanlığı tarafından Devlet bakanlığına bildirilen bu adam, bu bildirmenin üzerinden 4 ay geçmeden, Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığına sınırsız yetkilerle getirilmiştir.

Bu zat buraya gelir gelmez kendisine benzer insanlardan müteşekkil bir şebeke kurmuştur. Bu şebekeye dahil olan insanlarki sayılan 17’dir- istisnasız Atatürk düşmanıdır. İstisnasız hepsi Laik Cumhuriyetin düşmanıdır. İstisnasız hepsi Türkiye’nin menfaatlerini değil, dışarıda bir takım gizli cemiyetlerin menfaatlerini gözeten insanlardır.”

Mit Müsteşarlığının Cumhurbaşkanlığına ve Başbakanlığa verdiği raporu, Cumhuriyet Senatosu Üyesi Mehmet Özgüneş şöyle açıklıyor:

“Meseleyi Bütün teferruatı ile arz edebilmek için, evvela bu şebekenin başkanından başlamak üzere bir- ikisini tanımakta fayda vardır…

Meseleyi objektif esaslara bağlamak, hissi taraflardan tamamen uzaklaşmak için Yaşar Tunagür’ün şahsiyetini, tamamıyla devlet arşivlerinden aldığım belgelerle. Devlete bağlı makamların verdiği raporlara dayanarak izah edeceğim.

Bunlardan birisi MİT Müsteşarlığının Cumhurbaşkanlığı ve başbakanlığa verdiği bir rapordur. Bu rapor 4 ana bölümden müteşekkildir. Birinci bölümünde Yaşar Tunagür’ün şahsiyeti anlatılmakta, biyografisi hakkında kısaca bilgi verilmektedir. Buna göre Yaşar Tunagür İstanbul’da Kabataş Lisesinde son sınıfta iki sene üst üste kaldığı için liseden çıkarılmış, bilahare küçük bir memuriyet almış, bundan sonra Ankara’da Maliye Bakanlığı’nın küçük bir memuru iken Atatürk Lisesine dışarıdan devam ederek liseyi bitirmiştir. Elindeki diploma sadece lise diplomasidir…”

Fetullah Gülen’in koruyucusu da kendini olağan üstü olarak gösterme gayretlerine girmiş, bu uğurda kendisine destek de yine bir başka Nurcu olan Demirel’in bakanlarından gelmiştir. Rapora devam edelim;

“Sayın Devlet Bakanı Hüsamettin Atabeyli’nin Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunda, kendisinin Bağdat Üniversitesinden aldığı bir sertifikanın Milli Eğitim Bakanlığı Tarafından tasdik edilmiş olduğu şeklindeki beyanı gerçek dışıdır. Hilafı hakikattir. Aksine, 1963 yılında Yaşar Tunagür, Bağdat Üniversitesi’nden aldığı bu sertifikanın Milli Eğitim Bakanlığı tarafından tasdik edilmesinin isteyen bir dilekçeyi Milli Eğitim Bakanlığına göndermiş, Milli Eğitim bakanlığı cevabi yazısında “Sen Lise mezunu değilsin ki üniversiteye devam edesin, sertifika alasın. Senin elindeki belge sadece lise bitirme belgesidir. Devlet lise imtihanına girmedikçe tam lise mezunu sayılmazsın” diye cevap vermiştir. Bu kadar açık bir red cevabını 180 derece çevirerek; parlamentonun bir kanadının kürsüsünden aksini söylemek, kanaatimce doğru bir Devlet adamına yakışır bir hareket değildir.

Sayın Hüsamettin Atabeyli’nin geçekleri değiştirmesi bununla da bitmemektedir. Cumhuriyet Senatosu üyesi Muzaffer Yurdakuler’in vermiş olduğu bir önergeye cevaben Sayın Hüsamettin Atabeyli, İstanbul’da Ali Aslan adında bir kimsenin evinde arama yapılmadığına dair bilgisi bulunmadığını beyan etmiştir. Halbuki elimizde belge vardır; bu Diyanet İşleri Başkanlığına gelmiş, Din İşleri yüksek Kurulunda Ali Aslan’ın evinden alınan belgeler incelenmiş, karara bağlanmıştır ve bugünkü Diyanet işleri Başkanının altında imzası vardır. Binaenaleyh, Ali Aslan’ın evinde bir arama yapılmış olduğunun Diyanet İşleri Başkanlığı veya Devlet Bakanı tarafından bilinmemesine imkan yoktur. Kanaatimiz odur ki, parlamenterler tarafından sorulan yazılı sorulara devlet adamları doğru cevap vermelidirler.

Fetullah Gülen’i torpille Diyanet’e alıp koruyup kollayan Yaşar Tunagür, Demirel’in AP’sine kapılandıktan sonra ikbal kapılarını son sürat açmaya başlıyordu. Tunagür’ün faaliyetleri MİT müsteşarlığının Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığa verdiği raporda şöyle yer alıyordu:

“Yaşar Tunagür’ ün faaliyetleri sağ cephenin liderliğini ele geçirmek yönünden olmuş ve bu maksatla Diyanet İşleri Reis Muavinliğine gelinceye kadar, bütün irticai faaliyetlerin destekleyicisi olmuştur. Adı geçen, dikkati ilk defa Edirne’de müftü bulunduğu sırada çekmiştir. Bilhassa dini topluluklarda ve cemaatin kalabalık olduğu günlerdeki vaazlarında, halkı hükümet aleyhine tahrik edici konuşmalar yaptığı anlaşılmıştır, İzmir gezici vaizliğine tayin edildikten sonra da Arap ülkelerinden adresine mektup ve çeşitli kitaplar geldiği görülmüştür. Gelen mektup ve kitaplar üzerinde yapılan incelemede irtibatın Müslüman Kardeşler Cemiyeti ve Iraktaki nurcular ile olduğu anlaşılmıştır. Nurcular ile olan irtibatı ise dolaylı bir du-rum arz etmekte ve adı geçen, Irak’a talebe gönderilmesi imkanlarıyla “Nur” neşriyatının temin ve şevkine aracı olduğu meydana çıkmıştır. Ayrıca, Irakta iken aynı odada beraber kaldığı ve Iraktaki

Nurcuların temsilcisi durumunda olan Ahmet Ramazan Salih Tuncer’e Kur’an kurslarında ve ilahiyata öğrenci yetiştirme derneklerinden sağladığı paraların Irak’taki talebelere dağıtılması için gönderdiği anlaşılmıştır.

Yaşar Tunagür bu mutavassıt rolün yanında, İzmir’de verdiği vaazlarda da yıkıcı ve gericiliği destekler bir davranış göstermiş ve bu faaliyeti dolayısıyla 1964 yılında hakkında dava açılmıştır…”

Raporda, kapatılan MSP; Refah ve Fazilet Partisi Milletvekili Lütfu Doğan’ın o günlerde Yaşar Tunagür’ün maşası olduğu da vurgulanıyordu. Raporda Tunagür’ün Diyanet İşleri teşkilatını Nurcularla doldurduğu da belirtiliyor ve şunlar anlatılıyordu:

“Yaşar Tunagür’ün gerek Nurcularla, gerekse islam birliğini savunan teşekküllerle açık irtibatı bulunmaktadır. Şöyle ki, Irak’la irtibat devamlı surette mevcuttur. 235 Temmuz 1966 günü Ankara’ya gelen Ahmet Ramazan Tuncer, Yaşar Tunagür’ün evinde misafir kalmış, yapılan toplantı da aşağıdaki hususlar kararlaştırılmıştır.

Irak Kültür Ataşemiz Reşat Oğuz’un merkeze alınarak yerine Konya Yüksek İslam Enstitüsü baş muavini Necati Çerçioğlu’nun tayin edilmesi.”

Senatör Mehmet Özgüneş, yapılmak istenen bu tayinin nedeni de şöyle açıklıyor.

“Irak Kültür Ateşesi’nin Dışişleri Bakanlığı’na, Milli Eğitim bakanlığına gönderdiği raporlar okunursa tayinin sebebi de ortaya çıkar.

Birincisi, buradan Ahmet Ramazan Salih Tuncer Türkiye’den Nur Risaleleri temin etmekte, bunların Yaşar Tunagür’e göndermekte; Yaşar Tunagür’de oradaki Türklere satmaktadır. Bu husus bizzat kültür müsteşarı tarafından başbakanlığa bildirilmiştir. Birinci rahatsızlık buradan doğmaktadır.

İkincisi, Kültür müsteşarı orada bir Türk Lisesi ve Türk İlkokulu özel olarak açmak istemektedir ve bunu Iraklılara kabul ettirmiştir. Buna Ahmet Ramazan Salih Tuncer ve Yaşar Tunagür muhaliftir.

Üçüncü husus, bir takım talebeler Türkiye’den kaçmakta, gizlice Bağdat’taki bazı medreselere yazılmakta, orada islam dini tedrisatının yanında Araplıkta aşılanmaktadır. ”

Kültür Ataşesinin bu konuda raporlar yazarak önlem alınmasını istemesi Yaşar Tunagür’ü çileden çıkarmış ve onun görevden alınması için çalışmalar başlatılmasını istemiştir. Yaşar Tunagür’ün faaliyetleri hakkındaki rapor şöyle devam ediyordu:

“Irak’ın Türk öğrencilerine açmayı düşündüğü burslardan Nurcuların istifade etmesi imkanlarının araştırılarak sağlanması.

Müslüman Kardeşler cemiyetinin liderlerinden olan Seyyid Kutup’a ait olan eserleri Türkçeye çevirmek, için tercüme ve yayın şirketi kurulması fikirleri münakaşa edilerek kabul edilmiştir.

Rabıtatül Alemi İslam cemiyeti genel Sekreteri olan Muhammed El savvaf ile temas halinde bulunmaktadır. Yaşar Tunagür bu cemiyetin İsviçre’de bulunan şubesi başkanı Dr. Sait ramazan ile muhabere etmektedir. Pakistan İslam Partisi başkanı ve başkan yar-dımcısı ile de irtibat halindedir….”

Raporda Yaşar Tunagür’ün “Bir gün gelecek şeriat kanunları tatbik edilecek” sözlerine vurgu yapılarak, kendisinde politik güç olduğunu sürekli olarak çevresine söylediği belirtilerek Tunagür’ün;

“Demirel bana tabidir, ben Demirel’e değil” şeklindeki sözlerinin altı çiziliyordu. Raporda Tunagür’ün Diyaneti; Atatürk düşmanı, nur-cularla doldurduğu, bunların sürekli olarak Atatürk’e hakaret ettiği ancak haklarında hiçbir yasal işlem yapılmadığı da aktarılmaktaydı.

Raporda, Diyanet İşleri başkanlığının mescidinde Said-i Nursi’nin “Tesbihat” isimli kitabının bulunduğu ve Nurcular tarafından okunduğu belirtiliyor, ve Yaşar Tunagür’ün başında bulunduğu şebekenin Diyanet İşleri Başkanlığı’nı bir Nur medresesi haline getirdiği önemle Vurgulanıyordu.

Raporlar, 12 Mart muhtırasından önce Demirel hükümetine sunuluyor, ancak Demirel Hükümeti bu raporları yok ediyor ve bu konudaki sorulara da “Böyle bir rapor yok” diye yanıt veriyordu.

Ancak gerek MİT müsteşarlığı, gerekse İçişleri Bakanlığı ve eski Diyanet İşleri Başkanı İbrahim Elmalı raporların birer suretlerini Cumhurbaşkanlığına da gönderiyordu. Nurcular bu raporların tamamını yok ettiklerini zannettiklerinden olacak, suçlarının kapanacağı hayaline kapılmışlardı.

Raporda, Rabıta’nın Türkiye temsilcisi ve Faysal Finans’ın kurucularından olan ve aynı zamanda Fetullah Gülen’in yıllarca yanında yer alan, hep övgüyle bahsettiği MSP milletvekili adayı Salih Özcan ile Yaşar Tunagür’ün birliktelikleri açıklandıktan sonra Yaşar Tunagür’ün Irak’ta o günlerde katledilen Kerküklü Türk gençleri ve Türk askerleri için dua edilmesini eleştirerek “Komünist itler” dediği de açıklanıyordu. Raporda yer alan bir tanık, Tunagür’ün Arabistan’daki faaliyetlerini şöyle anlatıyordu:

“Yaşar Tunagür’ün forsunu ve azametini orada gördüm. Kraliyet misafiri gibi en lüks otellerde yatıyor, lüks otomobillere biniyor ve bindiği otomobilin üzerinde yeşil bayrak mutlaka bulunuyordu.

Hacı Ali Demirel ve yakınlarına ilaveten Bugün gazetesi sahibi Mehmet Şevki Eygi ve Salih Özcan devamlı olarak refakatinde bulunuyordu. Bunların azametini sağlayan şahıs, Rabıtatül Alemül İslam Cemiyeti Genel sekreteri Muhammed Sürür Süphan’dı…

Ülkemizde Kürtçü ve Nurcu yapılanmanın temellerini Demirellerin himayesinde atan Yaşar Tunagür’ün faaliyetleri MİT Müsteşarlığının Cumhurbaşkanlığına, başbakanlığa ve ilgili yerlere gönderdiği raporda bitecek gibi değildi. Tunagür’ün ülkemizin bölünmesi amacıyla sergilediği eylemlerine geçmeden önce Mehmet Özgüneş’in, Tunagür hakkındaki usulsüzlük iddialarını dinleyelim:

“Arkadaşlarım, Yaşar Tunagür şebekesini kurup, MİT Müsteşarlarının ayrıntıları ile belirttiği gibi, dış memleketlerde de irtibatını tesis ettikten sonra kendisinin bu makamda kalabilmesi, faaliyetlerinin devam edebilmesi için bir takım himayelere mazhar olmuştur.

Evvela Yaşar Tunagür, dış ticaret uzmanı sıfatıyla GİMA’ya verilmiş ve GİMA’dan ayda bin lira aylık bağlanmıştır kendisine. Her ay Yaşar Tunagür GİMA’dan bu aylığını devamlı olarak almıştır ve GİMA’daki resmi sıfatı; “Dış Ticaret uzmanı” dır. Bununla da iktifa edilmemiş, bir hac mevsiminde hacca bedava gidebilmesi ve hacdan sonra da şöyle bir rahat dünya seyahati yapabilmesi için kendisi GİMA tarafından ticaret münasebetleri tesis etmek üzere, Lübnan, Suudi Arabistan ve Kuveyt’e gönderilmiştir. Filhakika yaşar Tunagür, yanına muhterem refikalarını da alarak hacca gitmiş, hac farizasını ifa ettikten sonra, orada evvela tüccarlarla temas kurmuş ve alelade bir ticaret mecmuasından, hatta bizim buradaki herhangi bir ticaret ataşesinden de alınacak bir takım bilgileri rapor diye yazmış ve bunu Suudi Arabistan’la ticaret münasebetleri tesis ettim diye göndermiş ve gayet tabi ki, karşılığında parasını almıştır.

Yaşar Tunagür oradan Kuveyt’e gitmiş, Kuveyt’te kendisini büyük bir din alimi ve aynı zamanda Türkiye’deki bir çok ticaret müesseselerinin mümessili gibi göstermiş, orada bazı ticaret erbabına kendisini yedirtmiş, içirtmiş oradan da yine bir takım sudan bilgileri dercederek GİMA’ya göndermiş ve oradan da Lübnan’a geçmiş ve aynı şeyleri orada da yapmış ve böylelikle gezmiş olduğu bütün seyahatlerde en lüks otellerde yatarak, uçakla seyahat ederek ve bu yoldan geniş bir dünyalık elde ederek Türkiye’ye dönmüştür.

Yaşar Tunagür’ün himayesi bununla da kalmamış ve ne olur ne olmaz endişesiyle, belki bir gün birisi gelir, kendisi çünkü Diyanet İşleri başkan vekilliğinde kalmaktadır. Buradan ayrılır diye, 633 sayılı kanunun açık hükmüne rağmen İstanbul müftülüğüne tayin edilmiştir. Nitekim bundan sonra buna ait bir mesele Din İşleri Yüksek Kuruluna havale edilmiş ve Din İşleri Yüksek Kurulu ittifakla verdiği bir kararda; yaşar Tunagür gibilerin müktesep hakkının sadece vaizlik olduğunu, bir üst makam olan müftülüğe tayin edilemeyeceğini karara almıştır. Fakat buna rağmen Yaşar Tunagür’ün İstanbul müftülüğü iptal edilmemiş, İstanbul Müftülüğünün ihtisas kadrosundan dolgun maaşını almaya devam etmiş, ayrıca Diyanet İşleri başkanlığından da 600 lira makam maaşı ve kendisine ayrıca yevmiye de verilmiştir; çünkü İstanbul’da görevi vat, kendi Ankara’da çalışıyor diye her gün bir de yevmiye verilmiştir.

Yaşar Tunagür ayrıca Kuala Lumpur’a gönderilmiştir. Oradan, bizden bir hanım, bir de erkek hafız istenmiştir müsabakaya katılmak için. Bir erkek hafız ayrılmış ve hanım hafız yerine de Yaşar Tunagür gönderilmiş ve kendisi hafız olmadığı halde, orada herhangi bir müsabakaya katılmadığı halde Kuala Lumpur’a kadar gitmiş, gelmiş ve harcırahını almıştır.

Ayrıca Yaşar Tunagür Amerika’ya gitmiştir. Amerika’da iki Türk kendisini takip etmişler ve Türkiye’nin bölünmesini hedef tutan, Türkiye’nin bölünmesi için gayret sarf eden bir takım kimselerle temas kurmuş, giderken de yanında en az 2000 tane Diyanet İşleri neşriyatını götürmüş, kendi adına bunları dağıtmış ve bunun için de harcırah almıştır.

Yaşar Tunagür’ün yaptığı sahte, işlemlerden dolayı hakkında ihbarlar yağmasına hatta Tunagür’ün İzmir’i elinde bulundurmak için buraya atadığı İmam hatip Okulu mezunu bir Nurcuyu İki fakülte bitirmiş gibi göstermiş olmasına, bu sahteciliği de Resmi Gazete’de tescil ettirmesine rağmen bu denli pervasızca yaptığı davranışları sonucunda hiçbir takibata maruz kalmamış, hakkında yapılan soruşturma fezlekeleri de Demirel’in Devlet Bakanı tarafından sümen altı edilmiştir. Raporda 1969 seçimlerinde Siirtli olan Yaşar Tunagür’ün Demirel tarafından AP’nin propagandasını yapmak için görevlendirildiği, bu amaçla Siirt’e gelen Tunagür’ün “ben buraya hükümetin mümessili olarak geldim. Ne yapıp yapıp oyların Adalet Partisine akmasını sağlayacaksınız. Siirt’ten dört milletvekili çıkacak” dediği yer alıyordu. Tunagür bu amaçla Kürtlerin önde gelen liderlerinden Molla Fethullah ve Eşkıya Hakimo ile görüşüyor, oy vaadi karşılığı onlara yüklüce paralar ödüyordu.

1966-69 yıllarında Nurcu-Kürtçü ve şeriatçı akımların elele vererek Demirel ve AP’lilerin koruma ve kollaması altında iyice kök salıp gövde budak genişleme dönemleri olmuştu. Bu dönem iyice sorgulandığında, araştırıldığında, bu döneme ait belge ve bilgiler gün ışığına çıkarıldığında ülke üzerine oynanan oyunlar ve bu oyunların piyonları çıs çıplak gerçek çehreleri ile ortaya çıkacaktır. MİT Müsteşarlığının Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve ilgili yerlere gönderdiği rapor gibi sumen altı edilen, Siirt illeri Sıkıyönetim Komutanlığının hazırladığı raporda Adalet Partisi Nurcular, Kürtçüler ve Fetullah Gülen’in hamisi yaşar Tunagür ilişkisini de açıklıyordu:

“Killi bucağının Kur’an kursu binasında, Ulucami, Fakirullah camiinde ekserisinin din adamlarının teşkil ettiği önce Arapça, sonra Kürtçe olarak ‘Adalet Partisi’nin destekleneceği, Diyanet İşleri resmi kadrosunda olup ta Adalet Partisini desteklemeyen ve oylarını Adalet partisine vermiyenlerin işlerine son verileceğini belirtmiştir.

Siirt Müftüsü Haydar Hatipoğlu’nun da buna ilaveten. Yaşar Tunagür’e, bu hususta itimat edilmesini ve bizzat başta kendisi olmak üzere, herkesin Adalet partisini destekleyeceği konusunda senet verdiği öğrenilmiştir. Büyük topluluk dağıtıldıktan sonra, yalnız görevlendirdikleri ve yukarıda isimleri açıklanan din görevlileri arasında bir çok konuların görüşüldüğü; fakat bu konuların gizliliğine çok dikkat edildiği için toplantıda konuşulanlar öğrenilememiştir.”

Fetullah Gülen’in bir an bile emrinden çıkamadığı Nurcu Yaşar Tunagür’e bir sohbet esnasında Süleyman Demirel’in mason olduğu halde din hakkındaki tutumu sorulur. Tunagür’ün zabıtlara geçen cevabı hayli ilginçtir:

“Demirel beni değil, ben Demirel’i idare ediyorum” Demirel’in Başbakanlığı döneminde, 1966 yılında bazı müftüler Barzani ile ilişkiye girer. Diyanet İşleri Başkanlığının bir sorusu üzerine Mit Müsteşarlığı çok gizli bir raporla PKK’nın temellerini atmak amacıyla Barzani adına hareket eden din görevlilerinin adını ve eylemlerini Diyanet İşleri Başkanlığına bildirir. Diyanet İşleri Başkanlığı’da adı geçen müftülerin evlerine ikişer tane müfettiş göndererek, evlerinde ve müftülük binalarında Savcılık nezaretinde arama yaptırır. Demirel hükümeti tarafından yok edilen raporda arama ile ilgili oldukça ilginç açıklamalar vardır.

Tutak müftüsü Abdurrahman Dürre’nin evinde yurdumuzun doğu bölümlerini isyana davet eden bir beyanname bulunmuş, bu beyannamede “Başka hiçbir çare yoktur. Silaha sarılacaksınız; isyan edeceksiniz” sözleri yer alıyor, Türk milleti en ağır sözlerle aşağılanarak, hakaretlere uğruyor, Silahlı Kuvvetler tahkir ediliyordu.

Bu beyannamenin yanında Kürtçe olarak bulunan bir şiirde yine Türk Ulusu ağır bir şekilde aşağılanıyordu. Yine Kürtçe bir başka şiirde Barzani için Zamanın Napolyon’u deniyordu. MİT Müsteşarlığının hazırladığı bu rapor Başbakan Demirel’e ulaşınca, Demirel’in bakanı Refet Sezgin, yine Demirel’in Diyanet İşleri Başkan muavini Fetullah Gülen’in hamisi Yaşar Tunagür, bu raporların diğer suretlerinin ve arama tutanaklarının peşine düşerler. Diyanet İşleri Başkanı İbrahim Elmalı, Türklüğe, Silahlı kuvvetlere ağır hakaretler içeren bu şiir ve belgeleri 6. Notere götürmüş, tercüme ettirmiş, fotokopilerini çıkarıp bir nüshasını Cumhurbaşkanına “Kurye” ile göndermiş, diğer yerlere gönderilenler ise imha edilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, bu ihtilal çağrısı yapılan bildirileri, Türklüğe ve Silahlı Kuvvetlere en ağır hakaretler içe ren Kürtçe ve Arapça şiirleri, fezleke halinde aslen Siirtli olan ancak Çanakkale’den AP saflarında milletvekili seçilerek meclise girip Demirel’in devlet Bakanı olan Refet Sezgin’e göndermiştir. Fezleke’de özetle şöyle denmekteydi:

“Bu suçlar vazifeden doğma suçlar değildir. Bu zevatın derhal mahkemeye verilmesi için bu fezlekenin savcılığa tevdii icap eder.”

Gönderilen fezleke ne savcılığa veriliyor, nede başka bir soruşturma yapılıyor, Nede Yaşar Tunagür’e en küçük bir uyanda bulunuluyor. Sıkı mı ki, Demirel’in kansı Nazmiye’nin evinde bilabedel oturan, Demirel kardeşlerin can ciğer yakını Şeriatçı, Nurcu ve Kürtçü Yaşar Tunagür’e en ufak bir som sorulsun yada uyanda bulunulsun. Bunlar yapılmadığı halde Müfettiş raporlarına Yaşar Tunagür’ün “Abdurrahman Dürre’nin mahkemeye sevk edilmesini Refet Sezgin ile ben önledim” dediği müftü yardımcılarının ifadeleriyle geçiyordu. Yaşar Tunagür, açıklamasının sonucunda “Abdurrahman Düse’yi mahkemeye gitmekten ben kurtardım. Sayın Refet Sezgin’in baskısıyla, İyi de oldu” demeyi de ihmal etmiyordu.

Abdurrahman Dürre, Demirel hükümetlerinin koruyup kolladığı Nurcu, Şeriatçı ve Kürtçü çalışmalarını gün ve gün ilerleterek,

“Kürdistan Yurtsever Dindarlar Birliği Başkanı olarak sahneye çıkıyor, Sosyalist imam olarak da tanınıyordu. Demirel hükümetlerinin kanatlan altında korunup kolllanan Düne, eli kanlı terör örgütü PKK’nın Sürgündeki sözde Kürt Parlamentosunun aktif üyeliğini de sürdürüyor, Fetullah Gülen’in üstadı, Kürt Said gibi bölge insanlarına din maskeli Kürt Milliyetçiliğini aşılıyordu.

Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde Kürtçülük, Nurculuk ve bunlara bağlı şeriatçılık faaliyetlerinden rahatsız olan, sürekli büyüyüp gelişen bu tehlike karşısında tedbir alınması gerektiğini düşünen Diyanet İşleri Başkanı İbrahim Elmalı, Başbakan Demirel’e oynanan oyunları ve ülkemizi bekleyen tehlikeleri haber veren, özel kalem 328, Ankara, 18.10.1966 tarihli bir mektup yazar:

“Sayın Süleyman Demirel; Başbakan Aylardan beri Başkanlığımızı huzursuz eden bir oyunla karşı karşıyayım. Bu oyuna fırsat vermek istemeyen şahsım ve mesai arkadaşlarım çeşitli töhmetler altında bulundurulmaktadırlar. İçten ve dıştan olmak üzere çift yönlü olarak harekete geçirilen bu oyun, Muavinim Yaşar Tunagür tarafından tezgahlanmakta, Diyanet İşleri Başkanlığını tedvire memur Devlet bakanı Refet Sezgin tarafından da fiil sahasına konulmaktadır.

Bu sözlerle mektubuna başlayan Elmalı, Yaşar Tunagür’ün, kendisine verdiği yetkileri suiistimal ettiği, dilediğini emekli yapıpdilediğini naklettiği, Diyanet İşleri teşkilatını karıştırdığı gibi gerek-çelerle Tunagür’ün yetkilerini kıstığını, ancak bu şahıs ve çevresinin tehditlerinin arttığını hatta Bakan Refet Sezgin’in Yaşar Tunagür için bütün Diyanet Teşkilatını feda edebilirim” dediğini belirtiyordu. Bu arada bir kere daha hatırlatmakta yarar var; Fetullah Gülen’i de Diyanete alan ve istediği gibi bu teşkilatta at koşturmasına neden olan kişi Yaşar Tunagür’dü. Neyse biz mektuba devam edelim:

“Tayin, nakil, azil ve emeklilik işlemlerinde itimat ettiğim için kendisine salahiyet verdiğim Yaşar Tunagür, Devlet Bakanı Sayın Sezgin’in hemşehrisi ve sıkı dostu, Tunagür’ün ifadesine göre çocukluk arkadaşıdır…

Bir politik kişinin Diyanet teşkilatı merkezinde mühim bir mevki işgal eden bir memur vasıtasıyla her türlü isteğini yerine getirme arzusu, teşkilatımızı karıştırmış, başında bulunduğum Diyanet teşkilatında huzursuzluk ve dedikodu almış, yürümüştür. Muavin Yaşar Tunagür’ün empozesiyle Çankırı vaizliğinden Tekirdağ müftülüğüne tayin ettiğimiz ve sonradan bölgeci zihniyet taşıdığını öğrendiğim Ali Aslan’ın, Aydın müftüsü Mehmet Şirin’e yazdığı bir mektup, zarfıyla Türkiye Din Görevlileri Federasyonunun eline geçmiştir.

…Bu mektup mesnet kabul edilerek Teftiş Kurulu Başkanıyla bir müfettiş Tekirdağ’ına gönderilmiş; müftünün evinde yapılan aramalarda memleketimizin milli güvenlik ve bütünlüğünü yakından alakadar eden belgeler ele geçirilmiştir.

Tahkikat sırasında müfettişlerimiz Tekirdağ müftüsüne işten el çektirmişlerdir. Mumaileyhi Başkanlık emrine alma teklifimiz ise Devlet Bakanlığının 13.10.J966 tarih ve 5267 sayılı yazısıyla reddedilmiştir.

Müfettişlerce tahkikat sonuna kadar işten el çektirilmesi talebinin bakanlıkça iptali ve müftünün vazifesi başına dönmesi için bizzat bakan tarafından Tekirdağ Valiliği’ne emir verilmiştir.

Ali Aslan’ın evinde yapılan aramada, İstanbul’da meskun Sadettin Yüksel’in Ali Aslan’a hitaben yazdığı bir mektup ele geçirilmiştir. Bu mektuptan Milli Emniyetimizce Kürtçü ve Solcu olduğu müseccel olan Tutak Müftüsü Abdurrahman Dürre’nin mukadddes gayeler için çalışmadığı ve korkak olduğu ifade edilmektedir.”

Abdurrahman Dürre’yi pasiflikle ve korkaklıkla suçlayan Sadettin Yüksel bilindiği gibi 12 Eylül öncesi bir cinayete kurban giden metin Fatih Akıncılar Derneği Başkanı Metin Yüksel’in babasıydı, Sadettin Yüksel’in bir diğer oğlu da çırılçıplak namaz kıldığım söyleyen ve yaşadığı Amerika’dan yılda bir iki kez gelerek ortalığı karıştıran Edip Yüksel’di. Demirel’e bizzat Diyanet İşleri başkanı tarafından yazılan mektupta o dönemde temelleri atılan Kürtçü ve Şeriatçı terör örgütlerinin faaliyetlerinin daha başlangıçta önlenmesi isteniyor, mektuba şöyle devam ediliyordu:

“Tutak müftüsü Abdurrahman Dürre hakkında tahkikat açılmış ve müfettişlerimiz tarafından yapılan arama sonunda, bir tomar tetkike değer belge ve gizli kürt cemiyetinin 25 sayfalık elden ele dolaşan, el yazması bir risalesi de ele geçirilmiştir.

Abdurrahman Dürre ifadesinde, bu risalenin Norşin’de Şeyh Taha’nın Medresesinde el yazısıyla dağıtıldığını, çoğaltılarak etrafa yayıldığını ifade etmiştir.

Bu vesikanın Türkçe yeni harflerle bir sureti ilişiktir. Risalede Şeyh Sait isyanı ve Dersim harekatı anlatılmakta olup, kürt gençliğine hitap edilerek Türklerden intikam alınmasını ve müstâkil bir devlet kurulması için savaşa hazırlanmaları istenmektedir…”

Demirel hükümetleri zamanında temelleri atılan PKK, Nurcu şeriatçı ve benzeri örgütler ülkeyi kan gölüne getirirken, Demirel, “arkamda kan yoktur” diyebiliyordu. Yaklaşık 30 bin yurttaşımızın kanına giren Abdullah Öcalan paketlenip Türkiye’ye teslim edildiğinde verdiği ilk ifade de oldukça ilginç bilgiler veriyordu. Bu ifadelerinde Demirel tarafından Aydın’dan milletvekili yapılan ve bir çok kişinin Aydınlı bakan olarak bildiği aslen Siirtli bir Kürt aşiretinden olan Demirel’in İçişleri Bakanı İsmet Sezgin için de Terörist başı Apo şunları söylüyordu:

“1993, yılı Mart veya Nisan ayında olabilir Hasan CEMAL Cumhuriyet Gazetesi adına benimle röportaj yapmaya gelmişti. Hasan Cemal ile yemek yerken, Hasan Cemal bana o günkü İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’in benim için üslubunu biraz yumuşatsın… Bizim de onun için sert konuştuğumuza aldırış etmesin… Dediğini iletti…”

Biz yine Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Demirel’e gönde-rilen ve onun da hasır altı ettiği mektuba dönelim.

‘Bu vesikanın el yazısı ile teksir edilerek gençler arasında dağıtıldığını Abdurrahman Dürre ifade etmiştir.

Vesikanın sonuna doğru, isyan edilecek mıntıka tül ve arzı verilerek haritası çizilmektedir. Buna göre, Sivas dahil şark vilayetlerimiz ayrılmaktadır.

Irak’ta isyan halinde bulunan Molla Mustafa Barzani övülmekte ve kendisinin mehdi olduğu ifade edilmektedir.

Abdurrahman Dürre’nin evinde ele geçirilen bir vesikada Türklüğe ve mukaddesatımıza sövülmekte ve bu şiirin bütün teşkilata duyurulması istenmektedir. Şiirin altında da dernek başkanı imzası vardır.

Abdurrahman Dürre’nin evinde ele geçen bir karttan, Abdurrahman’ın Ali Aslan ile sıkı teması olduğu, Ali Aslan, Abdurrahman Dürre ve diğer şahısların Diyanetteki işlerinin Yaşar Tunagür tarafından takip edildiği anlaşılmaktadır. Bu tahkikatın açılıp genişletilmesi, Devlet bakanı Sayın Refet Sezgin ile, Muavinim Yaşar Tunagür’ü her nedense rahatsız etmektedir. Bu sebeple müfettişlerimiz ve Teftiş Kurulu Başkanı devamlıtazyike maruz bırakılmakta ve tahkikat ile ilgili eldeki mevcut vesaik, bu hadisenin mahiyeti henüz vuzuha kavuşmadan ve tahkikat bitmeden Bakan tarafından istenilmektedir. Vesikalar verilmediği için de teftiş Kurulu başkanına, sayın bakan tarafından gelen heyetler huzurunda hakaretamiz sözler sarf edilmektedir…”

Demirel, kendine gelen bu mektubu ve belgeleri işleme koymaktansa imha etmeyi yeğler. Yaşar Tunagür İmam hatip Okulu’nu tam olarak bitiremeyen Ahmet Karakullukçu’yu “Hem Hukuk hem de Yüksek İslam Enstitüsü mezunudur” diyerek İzmir Müftüsü yapı-

yor ancak çok geçmeden gerçekler ortaya çıkıyordu. Dönemin Diyanet İşleri Başkanı İbrahim Elmalı konu ile ilgili açıklamayı yaparken Yaşar Tunagür’ün beyanına kandığını belirtiyor, Tunagür’ün en çok koruduğu adamlarından Fetullah Gülen hakkında da şu bilgileri veriyordu:

” Sözü geçen Ahmet Karakullukçu’yu Eylül 1967 ayı içinde yani geçen yıl İzmir’de gezerken arkadaşlarıyla birlikte rastlamak suretiyle tanıştım. O gün arkadaşları arasında yine Yaşar Tunagür’ün adamlarından vaiz Fetullah’ta bulunuyormuş, beni görünce Müftüye; ‘aman beni Vaiz Fetullah diye tanıtmayın’ diye rica da bulunmuş”

Yaşar Tunagür hakkında Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a sunulan raporda da şu bilgiler yer alıyordu: “Halen Diyanet İşleri Başkanlığında Başkan Yardımcısı olarak görevli bulunan Yaşar Tunagür’ün mesleki tahsili yoktur. 15.8.1965 tarihinde yürürlüğe giren 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri hakkında kanun ile kendisine tanınan müktesap memuriyeti, İzmir merkez vaizliğidir. Bilahare İstanbul müftülüğüne atanması, bu kanun hükümlerine tamamen aykırıdır.

Müktesap hakkı vaizlik olan Yaşar Tunagür, 633 sayılı kanuna aykırı olarak ikinci defa İstanbul Müftülüğüne atanmıştır. Aynı zamanda bu makama muhassas 1 500 liralık kadroya almakta olduğu maaş kadro durumu ile atanması mümkün görülmediğinden çare olarak şöyle bir formül bulunmuştur.

Müktesep maaşı 800 lira olan Yaşar Tunagür’e torba kadrodan iki üst derece verilmiş, maaşı 1100 liraya çıkarılmış ve bu kadro ile İstanbul İl Müftülüğüne naklen ve asaleten tayini yapılmıştır. Yaşar Tunagür, kanunsuz olarak atandığı İstanbul İl Müftülüğünde, atanma kararnamesinin çıktığı Nisan 1966’dan beri bir gün dahi vazife yapmadığı halde maaşlarını muntazaman almaktadır.

Aynı zamanda Ankara’da Diyanet İşleri başkan yardımcısı Vekili olarak bulunması sebebiyle yevmiye 36 lira makam temsil ödeneğini

almaya devam etmektedir. Yaşar Tunagür usulsüz ve keyfi tayin ve nakiller yapmakta ve şahsi dostlarına kadrolar vermektedir, İzmir’de vaiz olarak bulunduğu sıralarda ayrıca ücretle çalıştığı İmam Hatip Ve İlahiyata Öğrenci Yetiştirme Derneği katibi İsmail Türe isimli dostuna bir kadro vererek Kur’an öğreticiliğine atanmasını sağlamıştır. Dernek idare işlerinde çalışan bu şahıs atandığı günden bu yana bir saat dahi Kur’an öğreticiliği yapmamış, olduğu halde maaşlarını almaktadır. Esasen bu görev için gerekli olan (Hıfz, tecvit v.s gibi) bilgilerden mahrum bulunan İsmail Türe, Kur’anı kerimi yüzünden zor okuyabilmektedir.”

Kanunsuz ve usulsüz yaptırdığı işlerden biri de cami görevlilerinin intibak işlerindedir. Cami görevlilerinin ücretten maaşa geçebilmeleri için 633 sayılı kanunun öngördüğü ilkokul diplomasına sahip olmayan Bergama Divanıkebir Mescidi İmam Hatibi Abdulkadir Uslu’nun intibakını sağlamıştır. Bilahare bu iş şayi olduğundan, adı geçenin temin ettiği bir ilkokul diploması dosyasına konulmuştur. Tetkik olunursa, diploma tarihi intibak tarihinden çok sonradır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s