20 Yanvar (Ocak) Katliamı

1918 yılında doğunun ilk demokratik cumhuriyeti olarak tarihteki yerini alan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti çok acı olaylardan sonra kurulmuştu.
Azerbaycan 1991 yılında ikinci kez bağımsızlığını elde ederken de benzer acı olayları tekrar yaşadı.
İşte o acı olaylardan biri tarihe Gara Yanvar, 20 Yanvar ya da 20 Ocak katliamı adlarıyla geçen olaydı.
Gelin Azerbaycan’ın ikinci kez bağımsızlığın ilk ateşi olan, bu ateşin Sovyetler Birliği’nin dağılmasındaki etkilerini bir kez daha hatırlayalım.
Azerbaycan halkının Türkiye’yle doğal yakınlığı, Sovyetler Birliğini soğuk savaş yılları boyunca endişelendiren ana konulardan biriydi ve Moskova izlediği politikalarla bu bağı olabildiğince zayıflatmaya çalıştı. 1920′lerin ortasında ülkede kullanılan Arap alfabesi önce Latin sonra Kiril alfabesine dönüştürdü. Aynı süreçte, Azerbaycan ve Nahcivan arasında yer alan Zengezur bölgesini Ermenistan’a bağlayarak, Nahcivan’ın Bakü ile karayolu bağlantısını kopardı. Stalin döneminde de kimliklerinde Türk yazan bu halka “Artık Türk değil, Azerisiniz” dendi.
1980′lere gelindiğinde tarihin akışı günümüzü de belirleyecek şekilde değişiyordu sadece Azerbaycan değil, tüm dünya için…
1985 yılında Sovyetler Birliği’nde Garbaçov’un başlattığı açıklık ve yeniden yapılanma hareketi Cumhuriyetler’deki bağımsızlık isteklerini artırıyor ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasının da yolunu açıyordu. Bu ortamdan faydalanan Ermenistan Moskova’nın da desteğiyle Yukarı Karabağ’da ve Ermenistan’da Azerbaycan Türklerine yönelik etnik arındırmaya girişiyordu.
Ermeniler Azerbaycan’dan toprak talep ediyor, Azerbaycan topraklarına saldırıyor, Azerbaycan Türklerinin yaşadığı köylerde insanları katlediyor, Karabağ bölgesinde yaşayan Türkleri göçe zorluyordu.
Ermenilerin bu toprak talepleri ve etnik arındırmaya yönelik saldırıları 1988 yılında Azerbaycan’da halk hareketleri ile protesto edilmeye başlanıyordu.
Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin Ermeni saldırılarını durdurma yolunda adım atmaması Azerbaycan’daki bağımsızlık hareketlerini de hızlandırıyordu.
Ermenistan’dan ve Yukarı Karabağ’dan zorla göçe zorlanan çok sayıda Azerbaycan Türkü’nün Bakü ve Sumgayıt şehirlerine gelmesi durumu daha da keskinleştiriyordu.
16 Ocak 1990′da Sovyet birliklerinin şehre girmesini engellemek amacıyla Bakü girişlerine ve Rus askerlerinin bulunduğu üslerin kapılarında barikatlar kurulmaya ve Sovyetler Birliği ile Ermenistan’ı protesto mitinglerine başlanıyordu.
18 Ocak’ta Azerbaycan’ın başkent dışındaki 11 bölgesinde de mitingler ve grevler başlatılıyordu.
Azerbaycan Türkü, Ermenistan’ın toprak iddialarından vazgeçmesini, Bakü’deki Sovyet birliklerinin, Azerbaycan Türklerinin etnik arındırmaya maruz bırakıldığı Yukarı Karabağ ile Ermenistan arasındaki bölgeye yerleştirilmesini istiyordu.
Moskova ve Ermenistan’a tepki ortadaydı, halk sokaklardaydı. Peki bu hareketlenme nasıl organize olacaktı? 1918-1920 yılları arasında kısa bir süre hayatta kalan Cumhuriyeti’in Müsavat yani “Eşitlik” geleneğinin,Komünist yönetimin baskısına rağmen hafızalarda yaşatılması gerekli zemini hazırladı. Azerbaycan Halk Cephesi’nin temelleri de böyle bir süreçte atıldı.
Moskova tarafından oluşturulan Dağlık Karabağ yönetiminin Bakü ile bağlarını koparması, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ne karşı Ermenilerin fiili ambargosu Bakü’de tepkiyi daha da tırmandırdı. Sovyetlerin, siyasal partilerin varlığını kabul etmemesine karşın Temmuz 1989′da Azerbaycan Halk Cephesi kuruluş kongresini yaptı Ebulfeyz Elçibey de parti başkanlığına seçildi.
Halk Cephesi, siyasal ve etnik kökenine bakmadan toplumun en geniş tabakalarını birleştirmekteydi. Üyeleri arasında hem komünistlere, hem sosyal demokratlara, hem de radikal milliyetçilere rastlanmaktaydı. Ancak Halk Cephesi’nin temel ideolojik yönünü milliyetçiler ve milliyetçilik oluşturmaktaydı. Çünkü hedef artık tahammül sınırlarını aşan Sovyetlerden kurtulmak ve bağımsızlıktı.
Azerbaycan’ın 1920′lerde sona eren kısa bağımsızlık dönemine damgasını vurmuş Mehmet Emin Resulzade’nin dediği gibi, “Yükselen Bayrak Bir Daha İnmezdi” Bayrak bir defa kaldırılmıştı, halk da gücünün farkına varmıştı.
Gücünün farkına varan Azerbaycan Türkü, o günkü adı Lenin Meydanı olan şimdiki Azaldık Meydanı’nı doldurarak özgürlük diye haykırmaya başladı.
Bakü’de Azatlık meydanında haftalar süren ve tüm dünya tarafından yakından izlenen Azerbaycan Türkü’nün sesi giderek yükseldi. Azerbaycan Halk Cephesi kurulduktan kısa bir süre sonra Aralık 1989′da iktidarı fiilen ele geçirdi.
Azerbaycan Türkü’nün haksızlığa, işkencelere, tecavüzlere, katliamlara, etnik arındırmaya büyük halk kitleleriyle başkaldırışı Sovyetler Birliği ve Ermenistan’ı çok rahatsız ediyordu.
Bir yandan Halk Cephesi ile birlikte Azerbaycan’da komünist yönetime karşı örgütlü mücadelenin başlaması diğer yandan Komünist Parti’den bazı unsurların Moskova’yı kışkırtması, Dağlık Karabağ’da yaşananlar, Moskova’yı alarma geçirdi. Ve bağımsızlığa koşan Azerbaycan’a gözdağı verilmesi için düğmeye basıldı.
1990 yılı Ocak ayının 19′unu 20′sine bağlayan gece Bakü’de kızılca kıyamet kopuyordu Tankların sağır edici gürültüsü kentte duyulmaya başlamıştı. 1956′da Budapeşte’ye, 1964′te Prag’a giren Sovyet tankları bu kez Bakü’ye giriyordu.
Moskova yönetimi, Karayoluyla 3 koldan ve deniz yoluyla 35 bin kişilik ağır silahlarla donatılmış Alfa birlikleri, DTK-a adlı özel imha birlikleri ile Azerbaycan’ın başkentini işgal emrini vermişti. Operasyonun adı UDAR’dı. T-72,T-80 ve BMP-3 tankları Bakü’de Azadlık Meydanı ve 20 Yanvar meydanını kuşatıyordu.
Kanı dökülmüş, hukukları ayaklar altına alınmış. Sindirilmiş, genç yaşlı denmeden bütün insanları hırpalanmış, Televizyonu kapatılmış Azerbaycan Türkü, milletinin en büyük özelliklerinden olan zor günlerdeki dayanışma hasletinin farkına vardı.
Milyonlarca Azerbaycan Türkü, başta o günden sonra 20 Yanvar adı verilen 11′nci Kızıl ordu ve Azadlık Meydanı olmak üzere Bakü’nün bütün meydanlarında ve Azerbaycan Komünist Partisi Merkez binası önünde toplandı.
İşgal birliklerinin üzerine bedeniyle yürüdü, tek silahı yüreğiydi.. Yüreğiyle vuruştu tanklara ve zırhlı,özel yetiştirilmiş imha birliklerine karşı…
Tarihe 20 Yanvar, Kanlı Ocak, ya da Gara Yanvar olarak geçen o gece yüzlerce insan öldürüldü Bakü sokaklarında ve meydanlarında…
Gece boyunca sivilleri öldüren Alfa birlikleri sabah saatlerinde Bakü’den geri çekildi, yerine başka askerler getirildi ve bütün şehir mateme büründü…
Karanfilin ağladığı 1990 yılının O Ocak gecesinde Sovyetler birliği gücünü son bir kez bağımsızlık kavgası veren Azerbaycan Türkleri üzerinde denedi. 87 yaşındaki Süreyya Babayeva’dan, 13 yaşındaki Lerisa Memmedova’ya, 14 yaşındaki Ilgar İbrahimova’ya kadar yüzlerce can Azerbaycan’ın bağımsızlığı uğruna o gece toprağa düştü. Binin üzerinde kişi öldürüldü, binlercesi yaralandı.
Rus askerleri katlettiği Azerbaycan Türklerinin çoğunun cesedini Hazar Denizine attı,öldürülenlerin sayısını az göstermek uğruna. Çünkü ölü sayısının 150 ‘den fazla olarak açıklanması o günkü Sovyet Anayasa’sına göre devlet başkanının değişmesini gerektirdiğinden sayı 132 olarak açıklandı. Öldürülen binlerce insandan ancak 200′ün ismi belirlenebildi, diğerleri ise toprağa isimsiz olarak verildi.
Şehit cenazeleri onbinlerce insanın parmak uçlarında onbinlerce karanfille süslenerek ebedi istirahatlerine uğurlandı. Hem de oldukça anlamlı bir yere, 1918′de Azerbaycan’ın bağımsızlığı için şehit olmuş Anadolu ve Azerbaycan Türklerinin toprağa verildiği bir yere… Komünizm döneminde yok edilerek “Dostluk Parkı” yapılan Şehitler Hıyabanına yani Şehitler Bahçesi’ne…
O soğuk Ocak gecesi vatanını canından aziz bilen, bedenini siper ederek Azerbaycan Türkü’nün bağımsızlık yolunu açarak Şehitler Hıyabanı’nda uyuyan vatanperverler Azerbaycan için son değil bir başlangıç olarak tarihe geçti.
20 Ocak 1990 bir dönüm noktasıydı. Çünkü Sovyetlerin Bakü’ye saldırısı bağımsızlık mücadelesini sindirmedi aksine bağımsızlığını hedefleyen milliyetçi hareketi ve Azerbaycan Halk Cephesi’ni daha da güçlendirdi.
Ülkede Sovyet dönemine ait isimler, heykeller kısacası bütün izler yavaş yavaş kaldırılmaya başlandı.
Azerbaycan’da yakılan bağımsızlık ateşi sadece Azerbaycan’ın değil Sovyetler bünyesindeki diğer halklarında bağımsızlık kıvılcımını ateşlemişti.
Azerbaycan’da yakılan bağımsızlık ateşi Moskova’da etkisini 19 Ağustos 1991′de gösterdi. Moskova’dan sıcak haberler gelmeye başladı. Mihail Gorbaçov’a yönelik darbe girişimi başlamıştı.
Bu gelişme diğer Sovyet Cumhuriyetlerinde olduğu gibi Azerbaycan’ın da bağımsızlık sürecini hızlandırdı. 18 Ekim 1991′de Azerbaycan Devleti’nin Bağımsızlığına ilişkin Anayasa Akti kabul edildi ve 29 Aralık’ta referanduma gidilerek 18 Ekim 1991 tarihli bağımsızlık kararı onaylandı.
Azerbaycan’ın ilk tanıyan ülkede 9 Kasım 1991′de Türkiye oldu.

Reklamlar

20 Yanvar (Ocak) Katliamı” üzerine 2 yorum

  1. iyi günler dilerim öncelikle ben arada sırada da olsa türkçü siteleri takip etmeye çalışıyorum ve bir Alevi olarak bu fikri kendime çok yakın buluyorum. Fakat geçenlerde bir başka sitede pirimiz Hünkar Hacı Bektaş hakkında edilen küfürleri okuduktan sonra resmen soğudum. Sizin bu konu hakkındaki düşüncenizi merak ediyorum.

    Beğen

    • Erhan bey bahsettiğiniz yazıyı ben de gördüm. Kimsenin ağzı torba değil büzesiniz. Bu kafa yapısındaki insanları biz çok iyi tanıyoruz. Bunların geldikleri yerde de Alevilere düşman olan çok var. Yıllarca ailelerinde sünni taasupla yetiştirilmiş, ömrünün bir kısmını ülkü ocaklarında geçirmiş ve burada da bir hayli Alevi düşmanlığı kazandırılmış ve sonradan Türkçü olmaya karar vermiş kişilerin bir çırpıda eski düşüncelerini atmaları mümkün değil.
      Bu gömlek değil ki çıkarıp değiştiresiniz. Her ne kadar Türkçü olsalar da bilinçaltında bir yerlerde küçüklükten beri beyinlerine kazınmış Alevi düşmanlığını tam anlamıyla atamıyorlar. Hacı Bektaş’ın ne hizmet ettiğini soruyorlar.
      Hacı Bektaş’ın, devrinde padişahların keykavus, keyhüsrev, keykabut gibi ne idüğü belirsiz isimlerle dolaştığı ve devletin fars kültür emperyalizminin tecavüzünde olduğu bir dönemde Türkçe konuşup, Türkçe düşünmesi ve çevresinde Türkçe konuşulmasını sağlaması yetmez mi? Eğer yolda çevirdiğiniz herkeste Hacı Bektaş deyince Türklük akla geliyorsa bunda başka verecek cevap aramam ben.
      Hacı Bektaş kendisine siz abdest almıyor musunuz düye soran birine şöyle cevap vermiştir:
      Bir şişenin içini pislikle doldurun ve ağzını kapatın. Sonra o şişeyi yüzlerce binlerce kez yıkayın. Şişe temizlenmiş midir? İnsan da aynen böyledir işte. İçinde kirli, fesat düşünceler olduğu sürece dışını istediği kadar temizlesin, içindeki pisliklerden kurtulmadan temizlenmiş sayılmaz.
      O bahsettiğiniz kafalar da aynen böyledir işte. Dışlarında her ne kadar Türkçüyüm desinler içleri değişmediği sürece hep aynı kalacaklar. Yalnız ümidinizi kesmeyin ve pireye kızıp yorgan yakmayın. Belirttiğiniz sitede gerçekten değerli ve Türkçülük için çalışan, çaba sarfeden kişiler de çoktur.
      Eğer bütün Türkçülerin böyle olduğuna dair bir izlenim oluşmuşsa bunu gidermek için sizi aramıza davet ederiz. Merak etmeyin biz çoğuz, Alevilere soğuk bakanlar da tanıdıkça bu önyargılarından kurtulacaktır.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s