İskender Pala’nın Şah ve Sultan’ında Şah Düşmanlığı

Bu noktada son günlerde yayınlanan ve yazar İskender Pala’nın imzasını taşıyan “ Şah ve Sultan “ adlı roman Alevi inancına, Alevi tarihine ve Alevi simgelerine yönelik son derece çirkin ve kabul edilemez saldırıları içermektedir.

Söz konusu romanda Alevilerin büyük inanç önderi Şah İsmail Hatayi, tarihsel gerçekliği bulunmayan çeşitli ithamlarla karalanmakta, aşağılanmakta ve itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır.

Bu romanda konu edilen Şah İsmail Hatayi Aleviler için sadece siyasi bir önder değil aynı zamanda dini bir liderdir. Alevilerin ulu pirlerinden biridir.

Şah İsmail’i aşağılamak ve tahfif etmek Aleviliği aşağılamaktır. Ne acı ki söz konusu romanda bunun en iğrenç ve en çirkin hallerinden biri yapılmaktadır.

Romanda, yüce pirimizin haksız yere cana kıyan bir katil olduğundan, hasta ruhlu, aşırı muhteris ve güya Sünni düşmanı olduğundan izana sığmaz bir biçimde bahsedilmektedir.

Oysa bunların hiçbirinin gerçeği yansıtmadığı Alevilerce ve tarafsız tarihçilerce malumdur. Şah İsmail Hatayi ile Yavuz Sultan Selim’i karşılaştırmak ve her ikisine de sözde eleştirel bir bakışla bakmak Alevi Sünni farklılaşmasının doğurduğu sorunları aşmaya hizmet edecek bir tavır değildir. Zira Yavuz ile Şah’ı karşılaştırılabilecek iki şahıs olarak görmek mümkün değildir. Yavuz sadece siyasi bir önderdir. Osmanlı sultanlarından biridir. Yavuz’un Sünnilik açısından teolojik anlamda bir önemi yoktur. Sünniler nezdinde Yavuz’un öneminin tümüyle siyasi liderliğe dayandığı bilinmektedir. Nitekim Yavuz, bir kısım çevrelerce dinsel önem atfedilen halifelik vasfını bile kullanmaya gerek görmeyecek kadar pür siyasi bir tavrın öznesi olmuş tarihsel bir kişiliktir.

Şah İsmail Hatayi ise hem siyasi hem de dini bir önder olarak Anadolu Türkmen Aleviliğinin olmazsa olmaz kişiliklerinden biridir. Alevi inancı açısından Şah İsmail, Hz. İmam Ali’nin Reankarne olmuş yani don değiştirmiş halidir. Bu nedenle Şah İsmail’e saldırmak doğrudan doğruya Hz. Ali’ye saldırmaktır. Şah İsmail’i katil ve hasta ruhlu biri olarak göstermeye çalışmak sadece Şah İsmail’e değil aynı zamanda Hz. Ali’ye de yapılmış ağır bir hakarettir. Yine dolaylı olarak Hz. Ali’ye yapılacak bir saldırının ucunun yüce peygamberimiz Hz. Muhammed’e ve onun ehlibeytine dayanacağı da görülmek zorundadır.

Biz Aleviler, Kızılbaşlar Şah İsmail Hatayi hazretlerine yüce peygamberimiz Hz. Muhammed’e bağlı olduğumuz ölçüde bağlıyız. Zira o, peygamberimizin davasını yürütmüş büyük bir mümindir. Şah İsmail’siz bir Alevilik düşünülemez. Zira Alevilerin pek çok ibadetinde Şah İsmail’in derin ve silinmez izleri vardır. Şah İsmail; Aleviliğe, Kızılbaşlığa kendi mührünü vurmuş efsanevi bir önderdir.

Alevi cemlerinde okunan deyişlerin büyük bir bölümü Şah İsmal’e aittir. Şah ismail’in deyişleri Aleviliğin kutsal metinleri arasında yer almaktadır. Cem ibadetlerindeki kimi ritüel ve dualar da yine Şah İsmail Hatayi hazretlerinin izlerini taşımaktadır.

Bu nedenle Şah İsmail Hatayi bizim için vazgeçilmezdir. Ona yönelik en ufak bir eleştiri bile Alevileri derinden yaralamaktadır.

Ömer Seyfettin’in Pembe İncili Kaftan adlı hikayesinde de en bayağı biçimini gördüğümüz Şah karşıtı çirkin tavrın İskender Pala yoluyla yeniden ihya edilmekte olduğuna tanık olmaktayız. Bu noktada Milli Eğitim Bakanlığına çağrıda bulunuyor ve okul kütüphanelerinden Ömer Seyfettin’in “ Pembe İncili Kaftan “ adlı kitabının toplatılmasını istiyoruz.

Yine, İskender Pala’nın söz konusu romanındaki birkaç noktaya temas etmek istiyoruz.

Yazar romanda hiçbir tarihsel gerçekliği bulunmayan tümüyle hayali yani kurgusal şahıslar yaratarak, bu şahıslar üzerinden Şah İsmail’e, Kızılbaşlara ve Alevi inancına bazen çok kaba bir biçimde bazen ise inceden inceye saldırmaktadır.

Romandaki hayali kişilerden biri “Kamber”dir. Böyle bir kişi tarihte yoktur. Şah’ın ağabeyinin oğlu olduğu ileri sürülen ve Şah tarafından hadım ettirildiği söylenen Kamber İskender Pala’nın uydurmasıdır. Nitekim kendisi de bunu belirtmektedir. Ama pek çok okuyucu bu şahsı gerçek bir kişi olarak sanmakta ve onun üzerinden de Şah’a karşı menfi duygu ve düşüncelerle dolmaktadır. Bu büyük bir günah değil midir ?

Romanda Safeviler’in Özbeklerle yaptığı savaş sonucu öldürülen Özbek Hanının kafatasından Kızılbaşların ve Şah’ın şarap içtiği iftirası da yalandır.

Yine romanda Kızılbaşlığın tariflerinden biri olarak kullanılan ve 120. sayfada yer alan; “ İşte Kızılbaşlık ruhu bu idi. Savaşmak, ganimet edinmek ve eğlenmek…” biçimindeki cümle Sayın Pala’nın Kızılbaşlığa yönelik çarpık bakışının bir ürünüdür.

Şah İsmail’in Sünnilere karşı son derece acımasız olduğu iddiası da yalandır. Zira Safevi Devletinin egemenliği altında yüz binlerce yaşamıştır. Şah İsmail’in başkenti Tebriz’de bile binlerce Sünni Kızılbaşlarla birlikte barış içinde yaşamıştır. Sadece devlete karşı isyan hazırlığı içinde bulunanlar cezalandırılmıştır.

Ayrıca şu gerçeği de ifade edelim ki, Çaldıran Savaşında Kızılbaş ordusu içinde Sünni Türkmen aşiretlere mensup askerler de mevcut idi. Buna rağmen romanda Şah İsmail ve Kızılbaşlar, Sünnilerin varlığına bile tahammül edemeyen caniler olarak gösterilmektedir.

Öte yandan Osmanlı devletinin kendi tebaası içinde din ve inanç ayrımı yapmadığı iddiası da Aleviler açısından son derece trajikomik bir savdır. Zira Osmanlı Devleti sırf Alevi oldukları için on binlerce insanı katletmiştir. Diri diri toprağa gömmüştür. Kuyucu Murat Paşa’nın bu ünvanının nereden geldiği herkesçe malumdur.

Biz, yüce pirimize yapılan saldırıları inancımıza ve toplumumuza yapılan saldırılar olarak kabul ediyoruz. Bununla birlikte bu saldırıların etkisinin sadece Türkiye sınırları içerisinde kalmayacağını da biliyoruz. Zira saldırıya uğrayan Şah İsmail, dost ve kardeş ülke Azerbaycan’ın milli kahraman kabul ettiği çok önemli bir Türk büyüğüdür. “Bir millet iki devlet” anlayışıyla yaklaştığımız Azerbaycan’ın milli kahramanına bu şekilde saldırıların yapılıyor oluşu iki ülke arasında diplomatik sorunlara da yol açacaktır. Nitekim açmaktadır da. Azerbaycan ve Türkiye halklarının ortak değeri olan Şah İsmail Hatayi hazretlerine sahip çıkmak bu millete mensup olma iddiasındaki herkesin milli bir görevidir.

Sayın Pala’nın kaleme aldığı roman ve akabinde çeşitli Tv programlarında kullandığı dil ve yaptığı açıklamalar maalesef kardeşliğe değil fitneye hizmet etmektedir.

Kızılbaşlara ve Kızılbaşlığa yönelik aşağılayıcı sözleri nedeniyle Sayın Pala’yı şiddetle kınıyoruz.

Biz Aleviler bu ülkede artık 2. sınıf yurttaş olmaktan kurtulmak istiyoruz. Devletimizin bizi aşağılayan yayınlara engel olmasını, Alevilerin asimilasyonundan vazgeçilmesini ve Alevi kimliğinin korunması yönünde düzenlemelerin yaşama geçirilmesini, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, Alevi köylerine cami yapımının durdurulmasını ve cem evlerinin ibadethane olarak kabul edilmesini yurttaşlık hukukumuz gereği istemekteyiz. Bu isteklerimizi her vesile ile dile getirmekten geri durmayacağız. Ta ki gerçekleşinceye değin…

Sözlerimi sonlandırırken Türkiye toplumunun birlik ve kardeşliğine verdiğimizi önemi bir kez daha belirtiyor, Alevisi, Sünnisi ve Caferisi ile bütün Türk ulusunun birlik ve bütünlüğünün daim olmasını diliyorum.

Mustafa Cemil Kılıç’ın köşe yazısının bir bölümüdür.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s