Aşık Veysel’in Türklük Aşkı Ve Türkçülüğü

Veysel, âşık edebiyatımızda, Türklük şuuruyla yaşayan ve yazan şairlerimiz arasında önemli bir yere sahiptir.
Bu ruhun, onu sımsıkı sarması ve onun için bir iftihar vesilesi olması yeni Cumhuriyetimizin fikir akımlarıyla da yakından ilgilidir. Denilebilir ki halk edebiyatımızda, Türklük duygusunu onun coşkunluğuyla şiirlerine sindiren âşıklarımız, parmakla sayılacak kadar azdır. Hal böyle iken,

Veysel’i şu veya bu kalıba dökmek isteyen bazı kalemler bütün insaf duygularını çatlatacak derecede yanlış iddialarla ortaya çıkmışlardır. Boyası eskimiş bir kaleme göre:… Aşık Veysel günümüzün karakteridir. Aramızda, eski bir Hitit ozanı gibi yaşamıştır!’’
Beyinlerine kırk çeşit yabancı kültür güvesi musallat olan bazı kimseler, Veysel’i veya bizim kültürümüzün katıksız temsilcilerini hep böyle yakıştırmalarla ortaya sürmeye çalışıyorlar. Acaba

Âşık Veysel neden bir Hitit ozanı gibi yaşamıştır? Veysel acaba hangi tavrıyla, hangi şiiriyle, hangi sözüyle Hitit ozanlarına hasret çektiğini ortaya koymuştur? Bugün, Hitit ozanlarının nasıl yaşadıklarına dair elimizde hiçbir belge yoktur. Hititlerle aramızda kan – dil – din – tarih… birliği olmadığı halde bu garip yakıştırma neden? Yarın Aşık Veysel’den “Bir Urartu veya Sümer, ozanı gibi yaşadı” diye bahsedenler de çıkabilir. Hitit veya Urartu şiirinden bir tek mısra bile duymayanların böylesi iddialarla boy göstermeleri bizim bazı kalemlerimizin karakteriyle ilgili.

Onların mesnetsiz iddialarına en güzel cevabı Âşık Veysel veriyor:

İftihar ettiğim büyük muradım
Türkoğluyum! Temiz Türktür ecdadım
Şehid ismi yazılsaydı soy adım
Kanım ile mezar taşına.

Veysel, Türklüğünü, dünya saltanatıyla biledeğiştirmeyeceğini söyleyen yürekli bir Türk şairi:

İstemem dünyanın saltanatını
Süslü giyimini, Arap atını
Bilirsem Türklüğün var kıymetini
Vatanım milletim bana kâfidir.

Sivas’ın Sivrialan Köyü’nde, fakir bir çiftçi ailesinde dünyaya gelen Âşık Veysel’e, babası Karaca Ahmet’ten kalan miras, damarlarındaki kandan ibarettir. Veysel bu hasletten başka bir şey istemeyecek kadar gönül gözü tok olan Türklük, sevdalısıdır:

Muhabetin candan haslardan hastır
Avutur Veysel’i bir şen piyestir
Türk adı babamdan bana mirastır
Daha bundan başka adı neyleyim.

O, bir bayrağın altında toplanmayanları, ikilik çıkarları Türk saymayacak kadar coşkun duygular içinde yaşayan bir âşığımızdır:

Birleşiriz bir bayrağın altında
Biz Türklerin ikilik yok aslında
Yanar tutuşuruz vatan aşkında
Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız.

Türk dilinin varlık sebeplerimizden biri olduğunu, kültürümüzün en zengin kaynaklarından sayılması gerektiğini, Veysel’i okudukça bir kere daha kabul ediyoruz. Dilimizin en güzel şekilde serpilip-geliştiği Türküler, Türkçemizin gergefidirler. Türk, türküsüyle doğup büyüyor. Türküler Türkün gönül dünyası, ruh mayası olmuşlardır:

Su başında, sulaklarda
Türkün sesi kulaklarda
Beşiklerde beleklerde
Türküz türkü çağırırız.

Âşık Veysel, Türklüğü Islâmda bütünleştiren, güzelleştiren, yücelten, bu bakımdan, başını daima dik tutan bir gönül erimiz:

Aslım Türktür, elhamdüllâh Müslüman
Şükür amentüye etmişiz iman
Kalbime yaraşmaz şirk ile güman
Kalbimiz nur ile dolu sayılır.

Aşık Veysel’i bir Hitit ozanına benzetenler, belki de onu hiç okumayanlar veya onun Türklük duygusundan rahatsızlık duyanlardır. Veysel, Türk olmakla övünen, Türkçenin güzelliklerine kol-kanat geren, Türkün manevî dünyasını, tarihini, güzel sanatlarını, gelenek ve göreneklerini yüreğinde duyan, duyduklarını duyuran bir aydınlık dünyadır:

Türk milleti asla korkmaz düşmandan
Korkarız Allahtan, bir de vicdandan
Geçmeyiz namustan, geçeriz candan
Kalan gazi, ölen mert olur gider.

Veysel, vatan topraklarında, hep bir gazi vekârıyla yaşadı. 1973 yılında, yetmişdokuz yaşında mert bir kişi olarak öldü.

Arif Nihat Asya bir vecizesinde şöyle gülümsüyor: “Onlar asil doğmuşlar çocuğum; bize de asil ölmek kalmış!”

Veysel, 1894 yılında şöhreti, zenginliği, itibarı olmayan bir aileden dünyaya geldi. Ama ömrü boyunca hep asil yaşadı. Asil yazdı-söyledi ve asil öldü. Doğduğu yerde toprağa verildiğinde

Türkiye çapında itibarı vardı. Azerbaycan’da, Türk halk şiirinin son zirvesi kabul ediliyordu. Milli birliği sağlamak, kardeş kavgalarını önlemek, Türkiye üzerinde oynanan oyunlara gelmemek için gösterdiği büyük gayret, büyük hassasiyet, ancak asil yaşayanlar tarafından kabul edilecek ve unutulmayacaktır.

Ben giderim adım kalır,
Dostlar beni hatırlasın.
Düğün olur, bayram gelir,
Dostlar beni hatırlasın.

Gün ikindi akşam olur,
Gör ki başa neler gelir,
Veysel gider adı kalır,
Dostlar beni hatırlasın.

Onun kim olduğunu anlamak için sadece aşağıdaki türküsünü dinlemek veya sözlerini okumak dahi yeterlidir.

TÜRKÜZ TÜRKÜ ÇAĞIRIRIZ

Dünya dolsa şarkıyılan
Türküz türkü çağırırız
Yola gitmek korkuyulan
Türküz türkü çağırırız

Türküz Türkler yoldaşımız
Hesaba gelmez yaşımız
Nerde olsa savaşırız
Türküz türkü çağırırız

Türklerdir bizim atamız
Halis Türküz kanı temiz
Şarkı gazeldir hatamız
Türküz türkü çağırırız

Bayramlarda düğünlerde
Toplantıda yığınlarda
Sıkılınca dar günlerde
Türküz türkü çağırırız

Yaylalarda yataklarda
Odalarda otaklarda
Koyun gibi koytaklarda
Türküz türkü çağırırız

Su başında sulaklarda
Türkün sesi kulaklarda
Beşiklerde beleklerde
Türküz türkü çağırırız

Hep beraber gelin kızlar
Bile coşar o yıldızlar
Koşulunca çifte sazlar
Türküz türkü çağırırız

İnler Veysel arı gibi
Bülbüllerin zarı gibi
Turnalar katarı gibi
Türküz türkü çağırırız

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s