Rakamlarla Türkiye'de Kürt İstilası

Türkiye’nin toplumsal yapısını analiz ederken, gerçek mesele üzerine nedense hiç eğilinmez. Bu, ülkenin tabusudur.
En son Türk Tarih Kurumu eski başkanı Yusuf Halaçoğlu’nun yaptığı gibi, bu ülkenin nüfus yapısı üzerine fikir beyan etmek isterseniz ne ırkçılığınız kalır ne bölücülüğünüz; oracıkta ipinizi çekiverirler.
Ancak ülkemizin toplumsal yapısı üzerine ve geleceğimiz üzerine konuşacaksak işe nüfus yapımızla ve nüfus yapımızın değişimiyle başlamalıyız.
İnsan hakları, halkların kardeşliği gibi vicdan kategorilerini bir kenara bırakıp, doğrudan rakamlara bakarak, ülkemiz nereye gidiyor bunu değerlendirmemiz artık zorunluluk halini almıştır.
Teorinin, hikayenin yerini biraz çıplak gerçeğin alması gerekmektedir.

1927 yılında Türkiye’nin etnik bileşimi

Cumhuriyetimiz 1923 yılında kuruldu. İlk nüfus sayımı ise 1927 yılında yapıldı. Bu nüfus sayımının ayrıntılı tutanakları bugün elimizde bulunmaktadır. Bu nüfus sayımında bugün için işimize yarayacak çok fazla sorunun cevabı bulunmaktadır.

Osmanlının çok dinli, çok dilli, kompozit yapısını devralan Cumhuriyet, bir ulus devlet projesine başlarken, elindeki insan malzemesinin de dökümünü çıkartmış oluyordu böylece.
Nüfus sayımı bugün için en önemli meselemiz olan Kürt meselesi açısından önemli bulgular ortaya koymaktadır.
Şimdi bu rakamların incelenmesine geçebiliriz.
1927 nüfus sayımında vatandaşlara ana dili sorulur. Ana dili sorusuna Türkçe, Kürtçe, Ermenice, Çerkesce, Rumca, Arapça, Yahudice gibi cevaplar alınır ve kaydedilir.
Buradan çıkan sonuçlar Türkiye’nin etnik bileşimin vermektedir. Her dilin bir etnik grubu simgelediği varsayılırsa Türkiye’de 11.777.810 Türk, 1.184.446 Kürt, 134.273 Arap, 119.822 Rum, 95.901 Çerkes, 68.900 Yahudi, 64.745 Ermeni bulunmaktadır. Toplam nüfus ise 13.648.270’tir.

Bu rakamlar incelendiğinde Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan nüfusun % 88’inin Türk olduğu, bundan sonra gelen en kalabalık grubun % 8,5 ile Kürtler olduğu görülür. Araplar ve Rumlar yaklaşık % 1’er, Yahudi ve Ermeniler ise % 0,5’erlik bir paya sahiptir.

1927’den 1965’e, 1965’ten 2007’ye Kürtler

Şimdi bu rakamların günümüz açısından ne anlam ifade etiğine gelebiliriz.
2007 yılında yapılan seçim kayıtlarına göre ülkemizin nüfusu 67.803.927’ye ulaşmıştır. Bu rakam 1927 yılı nüfusunun 5 katıdır. Yani 1927-2007 yılları arasındaki 80 yılda Türkiye nüfusunu tam 5’e katlamıştır.
Tüm koşullar her grup için aynı olsaydı, etnik gruplar arasında geçişkenlik olmasaydı, doğum oranları da aynı kalsaydı, bugün ülkemizde kaç Kürt olması gerekirdi peki?
O günkü Kürt nüfusunu 5’le çarparsak 5.922.230 rakamına ulaşırız.

Yani bugün 68 milyon olan Türkiye’nin 6 milyonunun Kürt olması gerekirdi.

Tabii bu sadece bir varsayım. Çünkü 1965’ten sonra yapılan nüfus sayımlarında vtandaşlara ana dili sorulmadı.
Ancak 1965 yılında yapılan nüfus sayımı soruçlarından, 1927’de % 8,5 olan Kürt nüfusun, 1965 yılında % 6’ya düştüğünü biliyoruz.
Yani ilk 40 yılda Kürt nüfus % 8,5’tan % 6’ya düşmüştür. Bu ise Kürtlerin yavaş yavaş Türk nüfus içinde erimesi anlamını taşımaktadır.
İkinci 40 yılda da yani 1965-2007 yılları arasında da aynı eğilim yaşanmış olsaydı, yine % 2,5’lik bir düşüşle Kürt nüfusun % 6’dan % 3,5’e düşmesi gerekirdi. Bu ise 68 milyonluk ülkemizde 2,4 milyon Kürt demektir.

Bölgede nüfus artış oranları
Ama bu varsayım modelini bir kenara bırakıp nüfusun bölgesel dağılımını incelemeye koyulduğumuzda bambaşka bir gerçekle karşılaşırız.
Şimdi bu durumu inceleyelim.
80 yıllık dönemde Türkiye nüfusu ortalama 5 kat artarken bu artış oranı bölgesel olarak farklılaşmaktadır.
Örneğin İstanbul’un nüfusu 12,5 kat, Ankara’nın nüfusu ise 10 kat artmıştır. İzmir’deki artış ise 6,4 kattır. Türkiye’nin en büyük üç kentinde nüfusun ülke genelinin üzerinde bir oranda artması son derece normaldir.

Sonuçta şehirleşme, modernleşme ve sanayileşme ile birlikte, nüfus belli büyük şehirlerde yığınsal bir şekilde artacaktır. Bu küçük kentlerden büyük kentlere göç edilmesi anlamı taşımaktadır. İş bulmak, daha iyi seçim olanakları ve hayat standardı elde etmek isteyen yoksul yörelerin insanları büyük şehirlere göç edecektir. Tüm dünyada yaşanan toplumsal gelişme de zaten bu yöndedir.
Bu açıdan bölgesil nüfus artışına bir göz attığımızda Trakya ve Marmara’da nüfusun 2,5-4 kat arası, Ege’de 3-4 kat arası, İç Anadolu’da 2-4 kat arasında, Karadeniz’de 1-4 kat arasında, Doğu Anadolu Bölgesi’nde 2,5-4 kat arasında arttığını görmekteyiz.
Bu bölgelerdeki artış oranları Türkiye geneli olan 5 katın altındadır. Bu ise bu bölge kentlerinden büyük kentlere bir göç olduğu anlamına gelmektedir. Bunun dışında bu bölgelerde doğum oranlarında belli ölçüde bir düşüş de söz konusu olabilir.

Güneydoğu

Ancak bu eğilim bir bölgede tam tersine dönmektedir. Bu bölge Güneydoğu Anadolu Bölgesi’dir.
Diyarbakır’ın nüfusu 7, Urfa’nın 7, Mardin’in 6,2, Bitlis’in 9,3, Hakkari’nin 9,5, Van’ın 11,6 kat artmıştır.
Bu devasa artış oranlarını versek ve kentlerin adlarını söylemesek normal olarak bu bölgenin Türkiye’nin sanayi merkezi olduğu düşünülebilir. Ama öyle değil.
Bu bölgedeki artışın tüm ülke genelinden ayrışmasının bir açıklaması olmalıdır. Bu açıklama ise ancak bu bölgede yoğun olarak yaşayan Kürt nüfusun aşırı artışında bulunabilir.
Bu artış, dine bağlı bir doğurganlık oranı olarak görülebilir mi peki?

Eğer bu açıdan bakacak olsak, dini duyguların çok güçlü olduğu Konya, Kayseri, Erzurum gibi bölgelerde de benzer bir oran beklememiz gerekirdi. Ancak bu bölgelerde nüfus atışı Türkiye ortalaması olan 5 katın altındadır.
Demek ki bu artışı dinsel olgularla açıklayamayız.
Peki Kürt etnik grubunun, üremeye yatkınlığı gibi bir durum mu söz konusu?
Bu da bilimsel açıdan yanlıştır. Hiçbir etnik grubun doğurganlık oranı diğer etnik gruplardan bu ölçüde farklılaşamaz.
O halde bu artışın mantıklı bir nedeni olarak geriye sadece bilinçli bir nüfus artışı kalmaktadır.

Bölgede yaşayan Kürt grup, çoğunluk olma güdüsüyle, bilinçli bir şekilde aşırı ölçüde çoğalmaktadır.

Türk göçü-Kürt göçü

Eğer bu bölgede yaşayan Kürt grubun artışı sadece bu bölgede kalsa idi yine bir ölçüde anlaşılabilirdi. Ancak aynı zamanda büyük şehirlere ve kıyı şeridine doğru Kürt nüfusun çok yoğun bir göç verdiğini de biliyoruz.

Bütün Ege ve Akdeniz kıyı şeridinde Kürt göçünün çok yoğun hissedildiği yerlere nüfus artışı 8 katı bulmaktadır.
Tüm Türkiye tablosunu göz önünde bulundurduğumuzda çok net bir gerçek göze çarpar. Trakya, Marmara, Karadeniz, Ege, İç Anadolu, Doğu Anadolu’dan büyük kentlere ve sanayi merkezlerine doğru bir göç yaşanmakta ve bu bölgelerde nüfus yoğunluğu azalmaktadır. Ama yine Güneydoğu Anadolu’dan büyük kentlere ve özellikle Ege-Akdeniz kıyı şeridine çok büyük bir göç olmasına karşın bu bölgenin nüfus yoğunluğu Türkiye genelinin 2 misli artmaktadır.

Yani Kürtler hem Güneydoğu’da hem büyük şehirler ve kıyı şeridinde hızla artmaktadır.
İşte bu olgu, sanayileşme ve göç gibi klasik sosyolojik kavramlarla açıklanamaz. Eğer sosyolojik bir eğilim olsaydı, örneğin Karadeniz Bölgesi’nde de nüfusun aynı ölçüde artması ve Karadenizlilerin büyük şehirlerle kıyı şeridinde de hızla çoğalması gerekirdi ki, böyle bir durum yoktur.
Aksine Karadenizliler, Egeliler, İç Anadolulular kendi bölgelerinde azalmaktadır, büyük şehirlerde ise artmaktadır.
Çok yaygın bir örnek, İstanbul’daki Sivas, Malatya ve Tokatlıların durumudur. İstanbul’da bu şehirlerden insanlar çok büyük bir kitle oluşturmaktadır. Ama kendi kentlerinde nüfus artışları Türkiye ortalamasının altındadır. Yani artan nüfusun gittiği yer büyük şehirdir. Anormal bir artış yoktur.

Kaldı ki tüm bu bölge insanları genel olarak üç büyük kente ve Bursa, Kocaeli gibi sanayi merkezlerine göçmektedir. Ama Ege ve Akdeniz kıyı şeridinde Ordulular, Tokatlılar, Tekirdağlılar, Yozgatlılar gibi kalabalık gruplar görülmez. Buralarda Mardinliler, Vanlılar, Şırnaklılar vardır hep. Buradan tek bir sonuca varılabilir. Nüfus bileşimi Türk olan bölgeler, genel yoksulluk, olanaksızlık, iş bulma umudu, eğitim olanağı gibi sosyolojik gerekçelerele büyük şehirlere göç etmektedir.
Ancak nüfus bileşimi Kürt olan kentlerden göç sadece büyük şehirlere değil aynı zamanda kıyı şeridinin tüm kentlerinedir. Üstelik tüm bu kentlerde de nüfus Türkiye ortalamasının iki misli artmaktadır.
İşte bu durumu etnik bir program içerisinde anlayabiliriz: Kürt grubu belli bir program dahilinde çoğalmakta, belirlenmiş bölgelere göç etmektedir. Bu, Kürtlerin Türkiye’de belli bölgelerde çoğunluğu ele geçirmek üzere bilinçli bir nüfus planlamasından başka birşey değildir.

Bölgemizde kaç Kürt var?

Burada son derece önemli birkaç yerel örnekle durumu açıklayalım.

Mesela bugün neredeyse bir Kürt kenti görünümünü alan Mersin’i inceleyelim. 1927’de yapılan nüfus sayımında Mersin’in toplam nüfusu 210 bindir. Bu 210 bin insan içinde sadece 576 Kürt vardır.

Bugün Mersin’in nüfusu 1,65 milyondur yani 8 kat artmıştır. Nüfus bileşimi değişmeden artsa bugün Mersin’de 4550 Kürt yaşaması gerekirdi.

Ama rakam bunun 50 katıdır!

Aynı şekilde Aydın’da 1927’de 198 Kürt yaşamaktaydı, bunun bugün 891 olması gerekirdi!

Fakat Söke, Kuşadası ve Didim’i gözünüzün önüne getirin.

Yine 50 kat fazadırlar!

Tüm kıyı şeridinde benzer bir olgu gözlemlenmektedir.

Fakat büyük şehirlerde de aynı durumu görmekteyiz. Örneğin İstanbul’da 1927 yılında 1692 Kürt yaşıyordu. Bunun bugün 21.150’ye çıkması gerekirdi. Fakat bunun çokça üstünde yine belki 50 kat fazla Kürt yaşıyor,

O halde tüm kıyı şeridi ve büyük şehirlerde, normal nüfus artışı içerisinde olması gereken Kürt nüfusun 50 katı yaşamaktadır.

Türklerin Kürtleşmesi

Bu basit bir göç olgusuyla açıklanamayacak kadar büyük bir orandır.

Bu durum ancak bilinçli bir nüfus planlamasının sonucudur. Ama aynı zamanda doğurganlık oranı ile de açıklanamayacak kadar fazladır. Normalin 50 kat üstü bir doğum oranı olamayacağına göre geriye tek bir olasılık kalmaktadır. Türkler Kürtleşmektedir.

Yani 1927 ile 1965 yılları arasında yaşayan Kürtlerin Türkler içinde erimesinin ve asimile olmasının tam tersi bir olgu söz konusudur. 1965 sonrası dönemde Türkler Kürtler içinde erimeye ve asimile olmaya başlamışlardır.

Bu erimenin iki önemli örneğini hemen verelim.

1927 yılında Diyarbakır’da 56.000 Türk yaşamaktaydı. Toplam nüfusun % 30’uydu bu. Bugün ise Diyarbakır’da 1,36 milyon insan yaşamaktadır. Eğer bugün de aynı oran olsaydı Diyarbakır’da 393.000 Türk yaşıyor olacaktı.

Urfa’da 1927’de 82.000 Türk yaşıyordu ve Kürtlerle Türklerin oranı aynıydı.

Bu oranlar korunsaydı bugün Urfa’da 575.000 Türk yaşıyor olacaktı.

Ancak Güneydoğu’da böyle bir Türk nüfus artık kalmamıştır.

Çünkü Türkler, Kürtler içinde hızla eimiş ve Kürtleşmiştir.

Kuzeye doğru, yani Erzincan, Malatya, Erzurum dolaylarına çıktıkça Türk nüfusun yoğunluğu göze çarpar. Ancak buralarda nüfus artışı Türkiye ortalamasının altındadır.

Bunun dışında bu bölgelerde Kürt oranı 1927’de % 15 ile % 30 arasında değişmekteydi. Bugün bu bölgelerde de Kürtlerin lehine değişmiştir durum. Mesela Ağrı, Ardahan, Iğdır, Kars dolaylarında Kürtler çoğunluk olmuştur.

Kürt istilası

Genel olarak baktığımızda bugün 1927-1965 arası eğilim korunsaydı 2,4 milyon Kürt olacak demiştik. Acak bugün sadece Güneydoğu kentlerinde 6,5 milyon insan yaşamaktadır.

Bu bölgede 1927 yılında 874 bin kişi yaşıyordu ve bunun sadece 543 bini Kürt’tü. Geriye kalan % 30’luk bölüm ise Türk’tü. Oysa bugün bu bölgede % 30’luk Türk oran korunsa 2 milyon Türk ederdi! Ancak bu durum yoktur.

Bir başka açıdan baktığımızda 1927 yılında 1,2 milyon Kürt nüfusun yarısı Güneydoğu’da, kalan % 40’ı Doğu Anadolu’da yaşıyordu. Geri kalan % 10 ise tüm Türkiye’ye dağılmıştı.

Oysa bugün sadece Güneydoğu’nun nüfusu 6,5 milyondur ki bu nüfus 1965 eğiliminin 2,5 katı, 1927 varsayımsal sonucunun ise tümüdür. O halde Güneydoğu dışında yaşayan Kürtler nereden çıkıştır? Kimi Kürtçüler Türkiye’de 20 milyon Kürt olduğunu iddia ediyorlar. Bu elbette onların iddiası ve gerçeği yansıtmıyor ama bu iddiayı 1927 rakamlarıyla bir karşılaştıralım.

1927 rakamlarına göre bugün Türkiye’de 6 milyon Kürde karşılık, 60 milyon Türk yaşaması gerekirdi. Eğer Kürtçülerin iddiası doğru ise yani Kürtler 20 milyon ise, bu Kürtlerin normalin 3 katından fazla artmış olması anlamına gelmektedir.

Bu durumda bugün ülkemizde 46 milyon Türk’e karşılık 20 milyon Kürt yaşayacaktır ki bu, Türkerin 4 kat, Kürtlerin 20 kat artması demektir!
Bu Kürtçü varsayım eğer doğru ise sadece onların asıl niyetlerini ortaya koyar, bu ülkede nüfusa her 1 Türk’e karşılık 5 Kürt ekleniyorsa, bu durum ancak olağanüstü bir nüfus planlamasıyla açıklanabilir.

Bu ise Kürt istilasıdır!

Görüldüğü gibi rakamlar son derece yalın bir gerçeği ortaya koyuyor.

Bunda ne bir ideoloji, ne bir genetik, ne bir ırkçılık bulabilirsiniz.

Herkes rakamları alt alta yazsın ve kendisi yorumlasın.

Hakikaten ülkemizde neler oluyor?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s