Maalesef Türkler!

İki tip Türk vardır:

Birinci tip, millî şuuru olan Türk’tür. Bu tip, bu soydan gelmeyi övünülecek bir talih eseri sayar. Büyük bir milletin çocuğu olduğunu, muhteşem bir tarihi bulunduğunu kavramıştır. Soyunun vasıflarını taşır, geleneklerine bağlıdır. Kozmopolitlikten iğrenir, züppeliği sevmez, Türklüğü küçümseyenleri hor görür. Millî ruhunun halesiyle nurlanmış olan bu Türk, asıl Türk’tür.

İkinci tip, millî şuuru olmayan Türk’tür. Bu tip Türk, bu soydan gelmenin bir övünç olduğunun farkında değildir. Büyük bir milletin muhteşem bir tarihin çocuğu olarak yaşadığından habersizdir. Soyunun vasıflarını kaybetmiştir, geleneklerini unutmuştur. Gönlünün kapıları kozmopolitliğe açıktır. Züppelikle başı hoştur. Türklüğü küçümseyenler bile onun için kötü kişi değildirler. Millî ruhun ışıklarından mahrum kalmış olan bu Türk, yarım Türk’tür.

Bu iki tip bugün Türk dünyasında birlikte yaşamaktadır. Eğer bunları birbirlerinden ayırıcı birer kelime ile adlandırmak gerekirse, birincisine sadece Türk demeye karşı, ikincisine “maalesef Türk” demek de yakışıksız kaçmaz.

“Maalesef Türk”, acımaya değer bir varlıktır, bir zavallıdır. Bu zavallılık onun her tarafından âdeta akar. Hareketlerinde, sözlerinde, düşünüşünde, giyinişinde, evinde daima kendisiyle birlikte bulacağımız bu acınacak haldir. Fakat o, bunun farkında bile değildir. Aksine, benliğine yapışmış olan bu manevî yaftayı dört bir yandan destekleyen sapıklıkların, o, birer marifet olduğu kanaatindedir.

“Maalesef Türk” e göre milletin büyüklüklerini ileri sürmek, onlarla övünmeye kalkmak lüzumsuzdur, boştur. Fakat onu çok kere başka milletlerin meziyetlerine hayran ve onları överken bulabilirsiniz. “Maalesef Türk” için kandil akşamları kandil simidi almak veya bir ölünün ruhu için sebil dağıtmak geri bir zihniyet eseridir. Ama, Noel gecesinde evine uğrarsanız odasında sizi süslü çam ağaçlarıyla birlikte karşılar. “Maalesef Türk”, davul ve zurnayla düğün eğlencesi yapan bir köy görürse acınmaktan kendini alamaz. Çünkü onun ruhunu coşturan ancak cazbandın zenci şamatasıdır. Bayramda misafire akide şekeri tutmak, “maalesef Türk” e göre gülünç bir şeydir. Onun kafasınca bugünkü hayatın icabı, likör tepsisidir. “Maalesef Türk”, yaşlıların ellerini öpüp alınlarına koyanları görürse onlara bıyık altından güler. Lâkin onu kendinden yaşça küçük kadınların elini soğuk bir kibarlıkla öperken görmek imkânsız değildir. “Maalesef Türk” için Batı Anadolu’nun zeybeği, Doğu Anadolu’nun halayı, barı belki güzel, fakat modası geçmiş oyunlardır. O, asrî insanı ancak ilâhî valsın büyüleyebileceği düşüncesindedir. “Maalesef Türk” e sorarsanız şalvar ve cepken ne kadar göz tırmalayıcı şeylerdir. Elbise, onun sırtındaki ceket gibi modaya uymak için maskaralaşmış şekilde olmalıdır. Bir Türk köylüsünün bıyığı “maalesef Türk” e pek bayağı gelir. Bıyık, onunki gibi, yani sinema perdesinin taklidi olacaktır.

İşte “maalesef Türk” böyle bir maalesef Türk’tür. Onun marifetleri saymakla bitmez. Ona marifetlerinin manasızlığını anlatmak, beğenmediği şeylerin kutsallığını duyurmak pek güçtür; âdeta mümkün değildir. O, bunları bilmemekle, onlara karşı ilgisizlikle mağrurdur. “Maalesef Türk” ü bu seviyeden yukarıya çıkarabilmek için ne yaparsanız faydasızdır. O “maalesef Türk” kalmaya mahkûmdur.

“Maalesef Türk”, bu cemiyetin meyvesiz bir ağacıdır. Onu at kestanesi ağacına benzetmek uygun olur. Belki dallarını odun olarak kullanan, yapraklarının gölgesinde dinlenen bir iki kişi bulunabilir. Fakat meyvelerinden bu cemiyete fayda yoktur.

Türk adına lâyık olmak o kadar kolay bir iş değildir. Türk doğan, Türkçe konuşan her insan Türk adına lâyık olamaz. Türk adına lâyık olmak için Türklüğünü duymak, millî şuura sahip olmak, Türk karakteri taşımak gibi birçok meziyetler lâzımdır. “Maalesef Türk” ler işte bunlardan mahrum kimselerdir. Ve onlar bunun için zavallıdırlar. Onlara acımak lâzımdır. Acıyanlarımız da vardır. Fakat işin asıl acınacak tarafı, bu “maalesef Türk” lerin maalesef, birer Türk oluşlarıdır.

ÇİFTÇİOĞLU NEJDET SANÇAR; Orkun, 5.Sayı, 3 Kasım 1950
İkinci tür Türklerin olmasının tek nedeni gayri Türk siyasetçiler ve medyadır. Türkçü bir medya ve iktidar olsaydı, Türkçü sivil toplum kuruluşları olsaydı maalesef Türk diye bir şey olmazdı. Türk kanı taşıdıktan sonra şartlar lehimize gelişirse biz onları her zaman kazanırız. Yeter ki Türk olsun.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s