Tac ve Hırka

Buyruklarda çeşitli bağlamlarda bahsedilen konulardan biri de tac ve hırka konusudur. Tac ve hırka tarikatlarda temel simgelerden olup tarikata yeni giren kişiye törenle giydirilerek kişinin ilgili tarikata girişi sembolik olarak resmileştirilmiş olur.

Buyruklarda tac ve hırka konusu risalet-imamet-velayet bağlamında söz konusu edilmekte ve peygamberler dışında kendisine tac inen kişi olarak Hz. Ali her zaman dile getirilmektedir.(132) Şeyh Safi Buyruklarında, tacın yedi kişiye geldiği söylenmiştir. Bu kişiler; Hz. Âdem Safiyyullah, Nuh Neciyyullah, İbrahim Halilullah, Musa Kelimullah, İsa Ruhullah, Muhammed Resulullah ve Ali Veliyyullah’tır. Bu kişilere gelen tacın rengi ise şöyledir: Hz. Âdem’inki beyaz, Hz. Nuh ve Hz. İbrahim’inki yeşil, Hz. Musa’nınki sarı, Hz. İsa’nınki gök (mavi), Hz. Muhammed’inki beyaz ve Hz. Ali’ninki kırmızıdır. Bu isimleri zikredilen kişiler, kendilerine uyulması gereken kişilerdir.

Hz. Ali, üstad-ı nefestir ve On iki İmamların kutbudur.(133)

Burada, insanoğlunun ilk peygamberi Hz. Âdem zikredilmiş, ardından ikinci Âdem olarak da bilinen tufandan sağ kurtulan Hz. Nuh anılmış, ardından Hz. İbrahim ve İbrahimi dinlerin peygamberleri zikredilerek âdemden hâteme düşüncesi yansıtılmıştır. Hâtem olan Hz. Muhammed’den sonra Hz. Ali zikredilerek yolun üstadının Ali olduğu vurgulanmıştır. Nitekim bazı Buyruklarda tac ile ilgili bölümden sonra söyle bir Hatayi nefesi yer almaktadır.

Ey Muhammed Mustafa pir-i âl-i abâ
Dinle! İmdi söyleyim men serh-i tâc-ı evliyâ
Evvelini giydi Âdem, Nuh, İbrahim sezâ
Hem seyyidî giydi Ahmed ol Resul-i Kibriyâ

Ol zaman kim Sah-ı âlem surûr-ı dünya ve din
Kırmızı giydi basına ol Aliyyu’l-Murteza
Hizmet-i pir etdin anda bildin tacın sünnetin
Sünneti çun farza döndü eyledi zevk-i safa

Asl-ı tac estagfirullah eyle bil kıl ey muhib
Fer’i tac us na-sezalardan kesilmek bi-riya
Pisvasın tacı bildi kim ki Hakkı tanıdı
Zahiri on iki imamdır batını nur-ı Hüda

Küllüsü bil yek elifdir küllü sensin ya Ali
Penbesi oldu halife talib-i Hak rehnüma
Asabesi pire bil kıl zikr-i Hak takririni
Rengi gülgundir anın hon şehid-i Kerbela

Anası hem oldu zakir eyle ki sen taliba
Rah-ı erkânı mesayıh kıl özüne pisva
Penbesi mühr-i nübüvvet hale oldu istarı
Basa kim gider hayatı hem mematı ezten cuda

Ehl-i kisvet ger bunu bilmezse hiç âdem degil
Virmis ola bu cihanda ömrün bâd-ı fena
Bende-i sah velayetdir Hatayi bil yakin
Hâk-ı pây-ı Sah olupdur gözler nice tunya (134)

İmam Cafer Buyrugunda da tacın adı geçen yedi kişiye geldiği söylenmiştir, ancak tacın renkleri konusunda farklılık vardır. Hz. Âdem’e ve Nuh’a ak, Halil İbrahim’e siyah, Hz. Musa’ya sarı, Hz. İsa’ya gök, Hz. Resul’e yeşil ve Emiru’l-mü’minin Hz. Ali’ye kırmızı gelmiştir. Hz. Âdem’in tacı dört terklidir; çar anasırdır, ateş, su, yel ve topraktır. Hz. Nuh’unki altıdır, altı ciheti simgeler. Hz. İbrahim’inki yedidir, yedi yıldızı simgeler: Kamer (Ay), Utarit (Merkür), Zühre, Sems(Günes), Merih, Müsteri, Zuhal. Hz. Peygamberin tacının terki on ikidir, on iki burcu simgeler: Hamel (koç), sevr (boga), Cevza (ikizler), seretan(yengeç), esed (aslan), sünbüle (basak), mizan(terazi), akrep, kavs (yay), cedi (oglak), delv (kova), hut (balık). Sah-ı Merdan Ali’nin tacının terki on ikidir, on bir imamın atasıdır. On ikinin birincisi Ali’dir, sonuncusu Mehdi’dir, bunu Hz. Peygamber buyurmuştur. Tacın farzı pirdir, pirin sohbetini tutmak ve pire hizmet etmektir. Tacın sünneti, pire itaat etmektir. Tacın aslı, istiğfar etmektir ve günahına tövbe etmektir. Tacın fer’i, cahille sohbetten sakınıp zinadan kaçınmaktır. Bir kimse tacı giyip de bunları bilmezse o tac ona haramdır.(135)

Şeyh Safi Buyruklarında, İmam Muhammed Bakır’ın İrsâd-ı Kisvet adını verdiği ve içinde

Hz. Muhammed Mustafa ve İmam Ali el-Murteza evladına muhip olan ve mütâbaat kılan taliplere, muhiplere ve sadıklara tac ve kisvet ile ilgili bilgilerin olduğu bir risale(136) yazdığından bahsedilerek tac ile ilgili çeşitli konular islenir. Kısaca ifade etmek gerekirse tacla ilgili konular şunlardır:

“Tac nedir, istivası nedir, tacın kubbesi nedir, kenarı nedir, lengeri nedir, imanı nedir, kelimesi, kıblesi, kilidi, farzı, sünneti, hayatı, mematı, aslı, fer’i nedir?”

Sonra bu sorulara söyle verilmiştir: Tacdan murad Muhammed Ali’dir. Tacın istivası, sufliden ulviye geçmek, kubbesi nokta-i hakikat, kenarı iki âleme hükmetmek, lengeri sâlikler istivası, imanı hakikat menzili, kelimesi tekbir, kıblesi pirdir. Tacın guslü halktan uzlet edip halayıktan(alayıktan) beri olmak, kilidi her müskili hal eylemek, farzı erenler sohbeti, sünneti erenler hizmeti, canı basta giymek, hayatı paklıktır yani hizmet hora geçip erenler nazarında makbul olmaktır. Tacın mematı halk eli değmektir, aslı tövbe istiğfar etmek, fer’i avamdan uzak olmaktır.(137) Ayrıca tacın kubbesinde “kullu sey’in hâlikun illa vecheh,” ortasında “lâ ilâhe illâ hû,” eteğinde “Yâsîn ve’l-Kur’âni’l- Hakîm,” içinde “senurîhim âyâtina fi’l-âfâki ve fî enfusihim,” dışında “lâ ilâhe illallah Muhammed rasûlullah Aliyyun veliyullah,”yazılıdır.(138) Tacın içi sırdır, dışı nurdur, iğnesi mürşittir, ipliği taliptir, kubbesi bir Allah’tır, terkleri On iki İmamdır, mührü Muhammed Ali’dir, eni doğudan batıya (maşrıktan mağribe), uzunluğu arştan kürsiye kadardır, kapısı dörttür.(139) Şeyh Safi Buyruklarında, tac ve hırka dolayımında Hz. Muhammed’in açık bir şekilde kendinden sonra ardılı olarak Hz. Ali’yi bıraktığı ve buna tüm sahabenin de tanık olup onay verdiği anlatılmaktadır. Buna göre, Seyh Seyyid Safi, ibn Abbas’tan ve ibn Mes’ud’dan söyle rivayet etmiştir:

Hâce-i Kâinat ve Hulâsa-i Mevcudat Hz. Muhammed (aleyhisselam) Uhud gazasından geri döndüğünde –o zamana kadar ömründen elli üç yıl yedi hafta geçmisti- su ayetler inmistir: “inna fetahna leke fethan mubînâ/Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik. Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bagıslar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni dogru bir yola iletir.” (Fetih, 48/1–2) “Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını dogru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde baslarınızı tıraş etmiş ve kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilir. iste bundan önce size yakın bir fetih verdi.” (Fetih, 48/27) Bu ayetler inince Hz. Peygamber ne yapacağını bilemez ve tefekküre dalar, Cebrail gelip ne olduğunu sorunca ona ne yapacağını bilemediğini söyler. Cebrail; “Yüce Allah’ın sana selamı var, ‘innâ fetehna leke’ ayetini oku, habibimin mikrasını al, ‘insâallahu’ ayetini oku tıras et,” dedi, der. Hz. Peygamber; Cebrail’e, “Kardesim Cebrail, bana tac, hırka ve zenbil lazım,” der. Cebrail de Allah’ın emriyle cennet hazinedarlarından o istenenleri alır, ayrıca Yüce Allah ona Cennetten dört terk yaprağı alıp getirmesini kudret nazarıyla o yaprakları basa giyilecek külaha çevireceğini ve bir de _İbrahim Halilullah’ın giydiği izarı getirmesini emreder. Cenâb-ı Hak, Hz. Peygamber’in kesilecek her kılına karşılık otuz üç bin asiye rahmet edeceğini, ümmetinden tacda ve kemerde ona muvafakat edip tabi olanlar için de her bir kılına karşılık günahlarını affedeceğini ve her birine yüz bin asi bağışlayacağını bildirir. Cebrail, hediyeleri de alıp Hz. Peygamber’in yanına gider, ondan iki rekât şükür namazı kılmasını ve guslünü yenilemesini ister. Daha sonra Fetih suresinin ilgili ayetlerini okuyarak basını tıraş eder. Hz. Peygamber’in kesilen saçının miktarı on iki bin üç yüz on[üç dane on adet] olup, Cenâb-ı Hakk kendi kudret hazinesine koymuştur. Cebrail, tıraşı bitirdikten sonra “Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve (cennetteki) ipekleri lütfeder. Orada koltuklara kurulmuş olarak bulunurlar; ne yakıcı sıcak görülür orada, ne de dondurucu soğuk. (Cennet agaçlarının) gölgeleri, üzerlerine sarkar; kolayca koparılabilen meyveleri istifadelerine sunulur,” (insan, 76/12–14) ayetlerini okur. Ardından yine “O insanlardan etrafında öyle ölümsüz genç nedimler dolaşır ki, onları gördügünde, etrafa saçılıp dağılmış inciler sanırsın.” Ayetlerini okuduktan sonra tac-ı evliya, fark-ı âsıkân ve ruh-ı pîrân ve ruh-ı düvazdeh imamest, ruh-ı çarde masum-ı pâk, hânedân-ı Muhammed Ali tekbir getirerek dua eder ve nurdan tacı basına koyar. Daha sonra hatiften bir nida gelerek, Cebrail’e cennet ağacından aldığı dört terkle yapılan hırkayı, “ Ne yana bakarsan bak, (yığınla) nimet ve ulu bir saltanat görürsün. Üzerlerinde yeşil ipekten ince ve kalın elbiseler vardır; gümüş bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz bir içki içirir.” (İnsan, 76/19–21) Ayetlerini okuduktan sonra ‘hırka-i perestis, âsıkân-ı ruh-ı düvazdeh imamest, ruh-ı çarde masum-ı pak, sırr-ı tayyibîn, tâhirîn ve âl-i tâhâ ve yasîn, hânedan-ı Muhammed Ali, tekbir getirip dua ederek hırkayı giydirmesi emredilir.(140)

Cebrail’in Hz. Peygamber’e giydirdiği hırka, ak, yeşil, sündüs ve istibrak olmak üzere dört renk idi. Bu hırka üzüm ağacından dört yaprakken her şeye kadir olan Yüce Allah’ın bir nazarıyla dört renkli bir hırkaya dönüşmüştü. Hırka ve ardından tac da hazır olunca bir kemere ihtiyaç duyulmuştu o da cennetten tedarik edildi. Kemer, İmam Ali kavlinde on yedi renktir ancak dört renk görülür.(141)

Hz. Peygamber tıraş olduktan sonra Hz. Ali’nin de basını bizzat kendisi tıraş eder ve kendisine gelen tacı onun basına, kemeri beline bağlar ve hırkayı da yine ona giydirir. Ashabı, bizim de sana uymamız gerek diye onları tıraş etmesini isterler. Hz. Muhammed, Hz. Ali’den ashabı tıraş etmesini talep eder. Sahabe arasında bundan dolayı ihtilaf çıkınca Hz. Peygamber,

“Ben ilmin şehriyim, Ali de kapısıdır,” “Etin etimdir, kanın kanımdır, cismin cismimdir, ruhun ruhumdur, elin elimdir, sen bendensin ben de sendenim,” diye buyurur. Bu sözler üzerine sahabenin gönlü tatmin olur. Hz. Ali, Selman-ı Farisi’nin basını tıraş eder ve kalanları tıraş etmesini ister.(142) Ebu Bekir, Ömer ve Osman, Hz. Peygamber’den hırkayı onlara da vermelerini istemişlerdir. Bunun üzerine Hz. Peygamber hırkayı dört terk eylemiş; birini Emiru’l-mü’minîn Ali’ye birini Ebu Bekir’e, birini Ömer’e birini de Osman’a vermiştir. Hepsi de hırkalarını sandıklarına koymuşlar, sabah olunca İmam Ali hariç üçü de sandıklarının içinde hırka parçalarını görememişlerdir. Bunun üzerine Hz. Muhammed, “bu iste bize müzekki gerek,” diyerek hırkayı ve tacı havaya atacağını, kimin basına gelirse hakkın onun olacağını söylemiş ve havaya attığı hırka ve tac İmam Ali’nin basına ve önüne gelmiştir. Bunun üzerine onlar Hz. Ali’yi tebrik etmişler ve hikmet-i ilahiye boyun eğmişlerdir. Yol, tarikat, marifet ve hakikat ve erkân-ı tarikat ve tevhid, sır, hepsi de İmam Ali’nin hakkı olmuş ve onlar ve diğer sahabe buna riayet etmişlerdir.(143)

________________________________________

130 Gölpınarlı 181, vr.12b; 198, vr.31a; 199, vr.59b; Gökçeler, s.148–149. Muhammed Sadık Naibi’nin Farsça-Türkçe çevirisini yayınladığı Buyruğun bu konusu, halka-i sohbet (sohbet halkası) yerine yanlışlıkla halka muhabbet etmek olarak çevrilmiştir. Bkz. a.g.e. 46–47.
131 Gölpınarlı 181, vr.13a; 198, vr.32b-33b; 199, vr.60b-61a; Gökçeler, s.153–155. “Alevilikte halka namazı vardır” söylemi, pirin huzurunda halka halinde oturup pirin nasihatlerini dinlemek demek olan halka sohbetine dayanıyor olmalıdır.
132 Örneğin Şeyh Safi Buyruklarından Gökçelerde, “tac-ı sahi” olarak da nitelendirilen tacın hükmünün bütün yeryüzünü kapladığı söylenerek bu hümayûn tac için müminlerin ordusunun (lesker-i müminin) saf bagladı ifade edilir. Feleklerin ve göklerin tüm melekleri bu mübarek tac için secde etmişlerdir. Hz. Sah, emanet tacı basına giyip daima müşrik, münafık ve yezitlerin kanını dökmüş; sonunda gazilik ve şehitlikle dünyadan göçüp gitmiştir. Bkz.Gökçeler, s.35–36. Burada konu sonunda, Tac-ı Sah nur-ı sem’i ilahidir/Ve nur-ı sem’i ilahi tac-ı sahidir/Âl-i aba basında renkli Allah/Zahiri serh-i nübüvvetdir/Batını nur-ı velayettir, şiirine yer verilmiştir
133 Gölpınarlı 199, vr.85a, 86b; Gökçeler, s.252; AytekinHacı Bektaş II, s.251; Yapı Kredi, vr.32b-33a. Bu son Buyrukta, bu konu tarikat içindeki yirmi sekiz soru bahsinde ve “Yedi kisve kimlere gelmiştir?” sorusunun cevabı olarak islenmiştir.
134 Gölpınarlı 181, vr.26b; Gökçeler, s.253–255.
135 Aytekin, s.81–82; Bozkurt, s.121–122.
136 Bu risalenin varlığıyla ilgili yaptığımız literatür taramasından bu isimde bir risaleye rastlamadık.
137 Gölpınarlı 199, vr.85b-86a; Gökçeler, s.255–257.
138 Gölpınarlı 199, vr.86a; Gökçeler, s.257–258. Gökçelerde bu konudan sonra Nefes-i Âdili baslıgıyla bir nefes yer almaktadır. Bkz. Gökçeler, s.258–259.
139 AytekinHacı Bektaş II, s.252.
140 Gölpınarlı 199, vr.148b-151a; Gökçeler, s.47–56.
141 Gölpınarlı 199, vr.151b-152a; Gökçeler, s.56–59. Bu Buyruklarda biat ayeti ve ardından ayetin nazil olusu anlatılırken Gökçeler buyruğunda, “Ey iman edenler! Sabredin; sebat gösterin; hazırlıklı ve uyanık bulunun ve Allah’tan korkun ki başarıya erişebilesiniz.” Âl-i İmrân, 3/200.ayeti kemer ayeti olarak nitelendirilmiştir. (Ayette geçen râbitû: bağlayın)
142 Gölpınarlı 199, vr.152a-152b; Gökçeler, s.60–62. Gökçelerde Selman’ın Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın basını tıraş ettiği söylenir.
143 Gölpınarlı 199, vr.153b-154a; Gökçeler, s.65–67.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s