Dinciler ve Dindarlar

Bu iki tanım yıllardır ülkemizde birbiri ile karıştırılmakta ve insanlar arasına nifak sokmak için bilerek birbiri yerine kullanılmaktadır.Dincilerin dini yoktur, ancak dini olanların dini duyguları üzerinden kendilerine bir din yaratırlar. Allah, peygamber, namaz, oruç, fitre, zekat gibi kelimelerin onların dilindeki eş anlamlı sözcüğü hepsi için eşittir paradır. İnandığı için camiye giden, oruç tutan, kitabının emrettiği şeyleri yapmak için uğraş veren insanların sırtına basarak geçinen ve bunu bir meslek haline getiren güruh dincilerdir. Bu bir meslektir, tıpkı elektrikçinin elektrik arızalarıyla ilgilenmesi, kaynakçının kaynak yapması, bakkalın ekmek yiyecek satması gibi dinci de dini duyduları satar ve onun üzerinden para kazanır, bu yolla geçimini sağlar.

Dindarlar ise içinden gelerek inandığı için ibadet eden, dininin emrettiği şeyleri yaptığı  için farkında olmadan dincilerin tuzağına düşenlerdir. Örneğin yardım etmek en büyük sevaplardan birisidir. Bu yüzdendir ki dilencilerin en çok cami kapılarında mekan tutması bundandır. Ramazanda yardım kampanyaları düzenlenmesi, çocukların eğitim masraflarının karşılanacağı vaadiyle para toplanması, cami yapılacak diye bilezik altın bağışlamalar bu iyilik etme isteğinin gereğidir.
Ne yazık ki ülkemizde en çok sömürülen ve kullanılan onlardır.  Büyük yolsuzlukların, vurgunların arkasından dincilerin çıkması tesadüf değildir. Bu vurgunlar açığa çıktığı zaman dindar ve dinci birbirinden ayrılmıyor, içiçe sokuluyor. Dindar olan kişi de bu hırsızlara farkında olmadan bir zamanlar destek verdiği için yine savunmak zorunda kalıyor ve dindarlar ile dinciler aynı kefeye konuluyor. Çoğu zaman dindar, dindar olduğu için dincinin misyonunu sahipleniyor.

Örneğin Filistin, Irak, Afganistan ve diğer Müslüman ülkelerdeki fakir kardeşlerimiz, soğukta üşüyen, donan bebeler, camisi olmayan cemaat, yurt bulamayan öğrenci gibi sözlerle insanların vicdanları sızlatılıyor ve ellerinde avuçlarında ne varsa bağışlamaları, hibe etmeleri sağlanıyor. Ve yapılan bu yardımlar da o bebelere hiç gitmeden birilerinin cebine giriyor. Bakınız Deniz Feneri

Yaptığı her hırsızlığı din adına yaptığını söyleyen ve her iki kelimenin birisinde Allah diyen, gerek mahkemeye, gerek TV karşısına çıktığı zaman ”ben yaptığım herşeyin hesabını ancak Allah’a veririm”diyecek kadar de pişkin insanlar yüzyıllardar inançlı insanları sömürmektedirler. Ve ne yazıkki o insanlar da bunun farkına varmamakta ısrar etmektedirler. Yeri geldiği zaman bir sübyancıyı bile Allah dedi diye sahiplenebiliyorlar. Bakınız Hüseyin Üzmez

Yine birileri devletin verdiği parayı iç etmekten hapis cezası alıyor, mahkumiyetini çektiği sıralarda eski öğrencisi olan Cumhurbaşkanı tarafından affediliyor. Ölüyor, yatalak, tekerlekli sandalyeye mahkum denilen adam ilk özgür gününde koşa oynaya camiye gidiyor ve yeniden siyasete atılacağının müjdesini veriyor. El etek öpme faslından sonra dürüstlük naraları atmaya başlıyor. Oysa bu adam hırsızlıktan mahkum oldu cezası en üst mahkemece onandı ve şu an dahi hazine yardımını geri ödemedi. Bakınız Erbakan ve ekibi. (Ekibinin büyük bölümü şimdilerde bu tür faaliyetlerine meclis çatısı altında devam ediyor. Basına yansıyan yolsuzluk dosyaları üç gün içinde unutuluyor.)

Sonra minareler süngümüz camile kışlamız diyen bir adamın kalpazanlıktan ve hırsızlıktan hakkında açılan davalar dokunulmazlık nedeniyle bekliyor. Şiir okudum beni içeri attılar derken, yine dini duyguları sömürüyor ve iddianame ve mahkeme kararını örtbas ederek görmezden geliyor. O adam şimdi ülkeyi ABD güdümünde yönetmeye devam ediyor. Buna kanıt olarak ta daha milletvekili bile değilken ABD başkanı ile görüşmesi, Irak işgaline yardım için meclisi zorlaması, sürekli gelen takdir ve tebrik mesajları, ülkede atılan bütün adımları ABD çıkarlarına olması, BOP eşbaşkanlığı, bu adam kullanın süpürüp deliğe atmayın diye yardım isteyen bir yardımcı.  Bakınız demeye gerek yok anladınız siz.

Her kamera karşısına geçtiğinde hüngür hüngür ağlayan ve vatanını çok sevmesine  ve hakkında herhangi bir arama, yakalama kararı olmamasına rağmen her ne hikmetse Amerika’da bir çiftlikte yaşayan ve milyarlarca dolara hükmeden Fethullah bunun bir diğer örneğidir. Özellikle geri kalmış ve sömürge ülkelerde açtığı okulların resmi dili ingilizce, Türkçe’nin ise seçmeli ve iki saat olmasına rağmen, yine her ne hikmetse adı Türk okulları olan ve CIA’nın istihbarat kurumları olarak çalıştığı için bir çok ülkede kapatılan kurumları bu sömürünün bir ayağıdır. Bir diğer ayağında dinci kanallar ve gazeteler kurarak milletin beynini hurafelerle doldurma vardır. Büyük yardım kampanyaları, bağışlar gibi nereye gittiği belli olmayan muazzam bir para trafiği bir diğer ayağıdır.

Bunlar ve bunlar gibi bir sürü örneği sıralar gideriz. Dini inancının gereğini yerine getiren ve bu gereği yerine getirdiği için sömürülen insanlar bunun farkına varmalı ve sırtlarındaki bu yükü bir an önce atmalıdır. Yoksa; bu böyle sürer gider.

Reklamlar