Taçlı Begüm

Bizim milletimiz magazin praogramlarına ve bel altı muhabbetler pek bir düşkündür nedense. Öyle ki önemli olan şeyler ilgi çekmez fakat içinde bir parça kadın olan şeyler hep akılda kalır.

İşte bu konulardan birisi de Başbuğ Şah ismail’in zevcesi Taçlı Begüm’ün Çaldıran Savaşı’nda Osmanlı’ya esir düşüp düşmediğidir. Türkiye’de bugüne kadar  tarih yazanlar veya kendisine tarihçiyim diyenler tarihe bir at gözlüğüyle bakmış ve dinine ve mezhebine aykırı gördüğü şeyleri nedense tozlu arşiv raflarında bırakmış görmemiştir. Gördüklerini ise kendi dünya görüşüne uygun şekilde değiştirmiş, tahrif etmiş öyle sunmuştur. Oysa tarih tarafsız bir gözle incelenmesi gerektiği gibi, farklı kaynaklardan da doğrulanması gereken bir bilimdir. Bugün bile Yavuz Selim’in iftiracı, kirli siyasetinin piyonluğunu yapmaktadırlar.

Osmanlı hayranı tarhiçilerin yazdıklarına göre Taçlı Begüm Çaldıran Savaşında Osmanlı’ya esir düşmüş ve daha sonra Tacizade Cafer Çelebi ile evlendirilmiştir.  Bunu o tarihlerde yaşayan Osmanlı propagandası yapmakla meşgul tarihçileri yazıyor. Aynı tarihçiler patronlarının düşmanı olan Safevi Devleti, Şah İsmail ve Kızılbaşlar hakkında da yazıyor.

Osmanlı erkânının kaynakların inandırıcılığı yoktur. Öyle ki bu kaynakları yazanlar aynı zamanda bizlerin katlini yazanlarla aynıdır.
Yedi Kızılbaş öldüren cennete gider
Kızılbaşlar kâfirdir, dolayısıyla onların canı malı Müslümanlara helaldir. Kestikleri yenilmez, yudukları giyilmez.
Kızılbaşlar ana bacı tanımaz, mum söndü yaparlar.

Bunlar ve bunlar gibi daha yüzlercesini yazanların Safeviler, Kızılbaşlar ve Şah İsmail hakkında nasıl tarafsız olmasını beklersiniz. Onların yazdıklarına ümmetçiler mezhepçiler inanabilir fakat bu kaynak diye sunulanlar bizim gözümüzde tuvalet kâğıdından ibarettir.

Makaleye dönecek olursak; Taçlı begüm’ün Çaldıran savaşında Osmanlıya esir edilmesi,

Safevi kaynakları ise Osmanlının aksine onun ölene kadar İran’da kaldığını söylüyor ve mezarının yerini dahi söylüyor.

Bu yüzden onun Anadolu’da kalması ve Tacizde Cafer Celebi ile evlendirilmiş olması ihtimal dâhilinde değildir. Şah İsmail döneminde sarayın etkili kişilerinden biri olan Taçlı Hanım’ın, Şah İsmail’in ölümünden sonra da ordu ve bürokrasi üzerinde etkinliği sürmüştür. Ömrünün sonlarında ise gözden duşmuş, haremden çıkarılarak Şiraz’a sürgün edilmiştir. ( Tufan Gündüz- Gazi Ün. Fen. Ed. Fak.)

“Tahmasb tahta oturduğunda henüz çocuk idi. Haremde ise Taçlı Hanım’ın sözü geçiyordu ve gece-gündüz Tahmasb’ın hizmetinde idi.” (Budak Munşi Kazvini 1378/2000: 147);
“Bu kadın Şah’ın ölümünden 15 yıl sonra bile Şah Tahmasb üzerinde etkili oldu.” (Hurşah b. Kubad el-Hüseyni 1379/2001: 28).

Şah Tahmasb’ın kardeşi Sam Mirza Özbeklere karşı başarısızlığa uğrayınca derin bir utanç içine duşmuş, Tahmasb onu teselli ettikten sonra hareme götürmüş, o burada Begüm’ü görünce rahatlamıştı. (Şah Tahmasb’ı Safevi 2001: 27).

 “Taçlı Hanım’ın hal tercümesi şöyledir: Bu büyük hanımefendi Musullu taifesindendir. Akkoyunlu Türkmenlerinin fetreti döneminde kavmi ve akrabasıyla birlikte, emniyeti ve ferahlığı olmayan Huseyin Kiya Celavi’nin memleketine gitti. Daha önce zikredildiği üzere Asta kalesi fetih edildiğinde bu hanımefendi de kalenin içinde idi. Hazret-i Şah Hisarı seyrederken mübarek bakışları esirler arasındaki bu hatuna duştu. Şah onu mutemed adamlarından birine emanet etti. Bir müddet sonra evlendi ve Taçlı Hanım denildi” (Hurşah b.Kubad el-Huseyni 1379/2001: 27–28)

“Asta kalesinin fethinin ardından Begüm Musullu da kız kardeşleriyle birlikte hareme geldi. Güzelliği ile şöhret bulduğundan Şah’a eş olmayı kabul etti. Taçlı Hanım diye söylendi.” (Budak Munşi Kazvini 1378/2000: 121–122)

“Şah onu çok severdi. Onun sözü Şah üzerinde o kadar etkiliydi ki, saray ileri gelenlerinden veya devlet adamlarından birinin bir muşkili olduğunda ya da Şah’ın gazabına uğradıklarında Taçlı Hanım’a müracaat ederlerdi ve o vartadan kurtulurlardı.” (Hurşah b. Kubad el-Huseyni 1379/2001: 28)

 “Emir Han Musullu Taçlı Hanım’ın akrabalarından idi.” (Budak Munşi Kazvini 1378/2000: 123); Keza, Ustaclu Türkmenleri Kadı Cihan’ı öldürmek isteyince Begüm Musullu onu Korudu ve öldürülmesini engelledi”, (Budak Munşi Kazvini 1378/2000: 149).

Osmanlı Devleti psikolojik olarak çöktüğü Safeviler karşısında Türkmenlerin desteğini kazanmak ve Safevi topraklarına göçü durdurmak amacıyla her türlü yolla Safevileri karalama kampanyasına girişmiştir. Milletin gözünde Kızılbaşları kötü göstermek giriştiği bu kirli siyaset bugün dahi etkisini göstermektedir. İnsanların beynine yerleşmiş ve bir türlü çıkmayan bu önyargılar ve iftiralar Safevilerden ve Türkmenlerden korkan Yavuz Selim’in ürünüdür. Sahip olduğu ateşli silahlar ve asker üstünlüğü nedeniyle savaşta bir üstünlük kazanmış olmasına rağmen Yavuz Selim, Türkmenler karşısında yenilmişti.

Safeviler belki de tarihin akışını değiştirmişti. Ayağı çarıklı, kızıl börklü Türkmenler bir devlet kurmuşlardı. Bu devlet öyle bir devletti ki Farsların egemen olduğu bir coğrafyada Türkçeyi hâkim kılmıştı. Askeri teşkilatından, saray diline, takviminden yöneticilerine kadar her şeyi Türk’tü. Anadolu’da yaşayan Türkmenler akın akın Safevi topraklarına gidiyor ve Osmanlı her gün biraz daha güç kaybediyordu. Yönetimde söz sahibi etmediği Türkler asker, vergi ve sınırlarda birer canlı kalkan görme işlevi yüzünden vazgeçilmezdi.

Şah İsmail Türkleri diri diri kazana atmış, Türkleri kılıçtan geçirmiş, annesini dahi öldürmüş bir canavardır. Kim söylüyor bunu? Yüz binlerce Türk’ü, sırf Kızılbaş olduğu için katleden, diri diri kuyulara dolduran, karılarını, kızlarını pazarlarda satan, mallarına mülklerine el koyan, kendi öz çocuklarını, kardeşlerini bile öldürecek kadar gözü dönmüş Osmanlı söylüyor.
Kime anlatıyorum ki?

Reklamlar

Taçlı Begüm” üzerine 2 yorum

  1. Çok tarafsız sın öylemi Yavuz Sultan Selim sizin topunuza bedel bir adamdı.sen Osmanlı yı bırakıp şah İsmail’i destek lersen. dağlarda kaçacak yer ararsın. Sonra benden söylemesi

    Beğen

    • Sizin dediğin insanlar bu ırkın bir ferdi ve kanıyla canıyla, etiyle kemiğiyle Türk soylu Türkler. “Dönen dönsün ben dönmezem yloumdan” diyen ulu Türkmen ozanı Pir Sultan’ın sözündeyiz biz. Mert bir gün, namert her gün ölürmüş. Şanımızla şerefimizle yaşayalım ve her gün ölmektense bir gün ölelim.
      Taraf meselesine gelince, tartıya koyar ve Türklüğünü tartarsak eğer; Şah, Sultan’dan bin kat daha ağır gelir. Ama tartmayacağız, 500 yıl öncesinin kinini taşımayacağız.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s